Ana içeriğe atla

Kendini Yiyen Adam


 Her tebessümünün ardında ayrı bir hüzün yatıyordu. Zaten tebessümleri en fazla birkaç saniye sürerdi. Ardından hemen kararırdı gözleri. Bu karartı yüzüne bambaşka bir anlam yüklerdi. Öyle zamanlarda ona çok üzülürdüm. Onu alıp kalbime sokasım, orada ona bir dünya kurasım gelirdi. Hemen sonra bu düşünceleri silerdim aklımdan. Dahası kızardım kendime nasıl böyle şeyler geçiririm aklımdan diye. Beni mutlu eden bu düşünceleri başka birisi duysa dünya başımıza yıkılırdı. Buna ne onun serçe yüreği dayanabilirdi ne de ben onun üzülmesine dayanabilirdim. O yüzden içimden fışkıran çağlayanları dizginlemek zorundaydım. Bu sevgi içimi kemiriyordu. Ben ise elimden bir şey gelmeden buna müsade ediyordum. Ne yapabilirdim ki imkanların da imkansızlaştığı bir hikayeydi bu. Üstelik benim yüreğime konan kelebeğin onu yüreğinde dolaşıp dolaşmadığını dahi bilmiyordum. Aptal bir aşık gibi her hareketine bir anlam yüklüyordum. Sonra yüklediğim her bir anlamı yapboz parçaları gibi birleştirip onun da bana aşık olduğu sonucuna varıyordum. Ah! Ne acizlik, ne acınası hal. Aşk böyle bir şeymiş demek. Yıllardır onun olduğu yerde, baktığı yöndeyim. Gölgem gölgesine aşık. Adım adım takipteyim. Bir an olsun gözü gözüme değer diye beklemekteyim. Ama nafile o uçarı çocuk gözlerimin ta içine bakarken bile benim farkımda olmuyor. O hayata çok farklı bir yerden bakıyor, bambaşka bir ruha, özveriye sahip. Onun başka gayeleri, aşktan,sevgiden daha büyük hesapları var. Uçarı olduğu kadar dik duruşlu, yere sapasağlam basıyor. İşte bu yüzden burnunun ucunda durmakta olan beni fakedemeyecek kadar kör, sesimi işitemeyecek kadar sağır, bir adım atıp elimi tutamayacak kadar aciz. Hayır hayır! Asıl aciz olan benim. Onun aşkına kendimi layık görebilecek cürete sahibim. Yıllar oldu bu düşüncelerle savaş halindeyim. Bazen kendimi kandırmayı başardığım oluyor. Ona doğru delice koşmak istiyorum. Çok değil birkaç saniye sonra yeniliyorum içimdeki baskın ruha. Beni içten içe kemiriyor. Korkarım hepten yenilmeme çok az kaldı. Ben bu uğurda kendimi bitiriyorum.

Çok yakında olduğu yerde, baktığı yönde beni göremeyecek. Umarım beni iyi hatırlar. Umarım beni hatırlar...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yolumu Aydınlatan Yıldız

Bugün ilk kez ninesinin son zamanlarını geçirdiği kasabaya gidecekti. Çok heyecanlıydı ve çok fazla şey merak ediyordu. Annesinden dinlediği hikayelerin gerçek olup olmadığını anlayabilecekti sonunda. Kasaba şehirden bi hayli uzaktaydı ve tam bi' cennetti. Orayı seveceğinden emindi. Yol boyunca arabanın penceresinden dışarıyı izledi. Şehirden yavaş yavaş uzaklaşmak ve o dönüşümü izlemek hoşuna gidiyordu. Beton yığınlarından yeşilliklere doğru...  Bi kaç saat sonra kasabaya varmışlardı. Hemen etrafı keşfe çıktı. Biraz bahçede oyalandıktan sonra eve girdi. Esas merakını giderecek şeyleri içeride bulacağını biliyordu. Öyle de oldu. Her yer anılarla doluydu. Eski fotoğraflar, günlükler ve bir sürü mektup... Gözüne kestirdiği mektuplardan bi' kaç tanesini hızla inceledi. Sonra gözüne başka bi' mektup ilişti. Bu farklıydı. Çünkü bi muhatabı yoktu. Sanki alelacele yazılmıştı. Hemen okumaya koyuldu: "Lanet dünyaya ışığa yürümeden önceki son sözlerim; Birini sevdiğin zaman anlı...

Küstüm Çiçeği

  Küstüm çiçeğini bilir misiniz? Kendine has bir özelliği vardır. Dokunduğun zaman yapraklarını kapatır. Kimileri hayran oluyor onun bu özelliğine, ben ise üzülüyorum. Onun bu narin yapısı bana çocukları ve kadınları hatırlatıyor. İzinsiz dokunulduğunda yapraklarını kapatarak kendini korumaya alması, sürekli kendini korumak zorunda hissetmesi ve tetikte yaşaması o muazzam refleksi sayesinde kendini tehlikelerden korumayı başarması. Biz de bunun benzeri bir şekilde rahatsız olduğumuz durumlara maruz kaldığımızda içimize kapanıyoruz, hayata küsüyoruz. Sanki bir suçumuz varmış gibi, utanılması gereken bir şeyler yapmışız gibi. Çünkü toplumun bakışı bu yönde kadınsan veya çocuksan kendini korumak zorundasın. Koruyamadıysan suçlusun, utanman, kendini eve kapatman ve insan içine çıkmaman gerekiyor. Bu tür baskılar, psikolojik şiddet malesef ki bizim toplumumuzda oldukça fazla ve bunu değiştirmek için hiçbir şey yapamıyoruz. Bu ülkede her gün kadınlar ölüyor çeşitli sebeplerle; kimisi yem...

Leyla

Yıl 1989 Leyla'yı ilk kez orman yolunda gördüm. Üzerinde kırmızı bir entari, saçları iki yandan örülü, güneşte altın gibi parlıyor. Zannederim Eylül başlarıydı. Leyla'nın kolunda bir sepet, ormandan kekik, kantaron ve biraz mantar toplamış. Usul usul evine dönüyordu. Ben o sıralar mektebi yeni bitirmiş askere gitmeden evvel bir süreliğine köye dönmüştüm. Leyla'yı çocukluktan tanırdım. Ama uzun yıllardır köyden uzaktaydım. Bu süre içinde ikimizde bayağı bir büyüdük tabi, ilk gördüğüm an vurulduğum kızın Leyla olduğunu çok sonra öğrendim. Çocukken de severdim Leyla'yı ama bu çok başkaydı. Görür görmez aşkının ateşi düşmüştü yüreğime, yüreğim yangın yeriydi. Ne yapıp etmeli Leyla'ya gönlümü açmalıydım. Ee burası köylük yer öyle pat diye kızın karşısına geçip sana gönlüm düştü demek uygun olmazdı. Başladım düşünmeye, düşündüm düşündüm günler günleri kovaladı. Ben aşkımdan divane oldum. Leyla'yı görmeden gün geçiremez oldum. Zaman su misali geçti derken askere ça...