Ana içeriğe atla

Kırmızı Kapılı Ahşap Ev


 Sanki milyonlarca yıldır ayaktaydı. Eski olduğu kadar ihtişamlı ve heybetliydi. Yıllara meydan okuyordu. Duvarlarının dili yoktu ama çok ölüme şahit olmuştu kırmızı kapılı ahşap ev. Kapıdan girdiğin an kesif bir koku çarpıyordu suratına ve tüm anıların film şeridi gibi geçiyordu gözünün önünden. Manevi yönü yüksek bir avlusu vardı. Alıp seni bambaşka bir yerlere götürüyordu. Zaman makinasının gerçek olduğuna inansam kesinlikle bu avluda olduğunu söylerdim. O kapıya dokunmak bile yetiyordu beni çocukluğuma götürmeye. Az aşındırmamıştım o kapıyı, o avluda az koşturmamıştım. Düşüp yaraladığım dizlerim de cabası üstelik. Avludaki aynı yaşta olduğum erik ağacı en sevdiğim arkadaşımdı. Ben doğduğumda dikilmişti bana hediye olarak. Benim çocukluğum o erik ağacının tepesinde geçti. Onun üstünde yaptığım rüzgar danslarıyla, toplayıp mahalledeki çocuklara dağıttığım erikleriyle, gölgesinde dinlediğim masallarla ve daha nicesiyle. Sadece çocukluğum değil gençliğimde bu kırmızı kapının arkasında ki avluda geçmişti. İlk kez burada aşık olmuştum. Mahalleye yeni taşınan bir ailenin çocuğuydu. Onu ilk kez hoşgeldiniz ziyaretinde görmüştüm. O anda kalbim öyle bir çarpmıştı ki öleceğimi düşünmüştüm. O zamanlar aşkın ne olduğunu da bu kalp çarpıntısının anlamını da bilmiyordum. Sonrası tatlı heyecanlara davetiye çıkartmıştı. İkinci kattaki odamın penceresinden hiç durmadan sokağı gözetlerdim onu bir saniyecik görebilmek için. Sonra sanki perdenin arkasından ona baktığımı anlayacakmış gibi içeri kaçardım. Oysa o beni hiç farketmezdi. Günler, aylar, yıllar geçti. Ben onu ikinci kattaki odamın penceresinden perdenin arkasından izledim durdum. Hiç cesaretimi toplayıp onu sevdiğimi söyleyemedim. Bir gün evleneceği haberi geldi. İlk aşk acımı da kırmızı kapılı ahşap evin avlusunda yaşadım. Şimdi ölümle kol kola gezen bir ihtiyarım. Yıllar sonra yolum yine düştü bu kırmızı kapılı ahşap eve. Belki de son kez görmek istedim onu. Burada yaşayan herkesin ölümüne şahit olan bu evi. Bende yakında öleceğim ve benimle birlikte tüm anılarda gömülecek. Kırmızı kapılı ahşap ev ise tüm ihtişamı ve heybetiyle, duvarlarında saklı anılarımızla burada kalacak.

Yorumlar

  1. Ölümle kol kola gezen bir ihtiyarım bu genç yaşımda..

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yolumu Aydınlatan Yıldız

Bugün ilk kez ninesinin son zamanlarını geçirdiği kasabaya gidecekti. Çok heyecanlıydı ve çok fazla şey merak ediyordu. Annesinden dinlediği hikayelerin gerçek olup olmadığını anlayabilecekti sonunda. Kasaba şehirden bi hayli uzaktaydı ve tam bi' cennetti. Orayı seveceğinden emindi. Yol boyunca arabanın penceresinden dışarıyı izledi. Şehirden yavaş yavaş uzaklaşmak ve o dönüşümü izlemek hoşuna gidiyordu. Beton yığınlarından yeşilliklere doğru...  Bi kaç saat sonra kasabaya varmışlardı. Hemen etrafı keşfe çıktı. Biraz bahçede oyalandıktan sonra eve girdi. Esas merakını giderecek şeyleri içeride bulacağını biliyordu. Öyle de oldu. Her yer anılarla doluydu. Eski fotoğraflar, günlükler ve bir sürü mektup... Gözüne kestirdiği mektuplardan bi' kaç tanesini hızla inceledi. Sonra gözüne başka bi' mektup ilişti. Bu farklıydı. Çünkü bi muhatabı yoktu. Sanki alelacele yazılmıştı. Hemen okumaya koyuldu: "Lanet dünyaya ışığa yürümeden önceki son sözlerim; Birini sevdiğin zaman anlı...

Küstüm Çiçeği

  Küstüm çiçeğini bilir misiniz? Kendine has bir özelliği vardır. Dokunduğun zaman yapraklarını kapatır. Kimileri hayran oluyor onun bu özelliğine, ben ise üzülüyorum. Onun bu narin yapısı bana çocukları ve kadınları hatırlatıyor. İzinsiz dokunulduğunda yapraklarını kapatarak kendini korumaya alması, sürekli kendini korumak zorunda hissetmesi ve tetikte yaşaması o muazzam refleksi sayesinde kendini tehlikelerden korumayı başarması. Biz de bunun benzeri bir şekilde rahatsız olduğumuz durumlara maruz kaldığımızda içimize kapanıyoruz, hayata küsüyoruz. Sanki bir suçumuz varmış gibi, utanılması gereken bir şeyler yapmışız gibi. Çünkü toplumun bakışı bu yönde kadınsan veya çocuksan kendini korumak zorundasın. Koruyamadıysan suçlusun, utanman, kendini eve kapatman ve insan içine çıkmaman gerekiyor. Bu tür baskılar, psikolojik şiddet malesef ki bizim toplumumuzda oldukça fazla ve bunu değiştirmek için hiçbir şey yapamıyoruz. Bu ülkede her gün kadınlar ölüyor çeşitli sebeplerle; kimisi yem...

Leyla

Yıl 1989 Leyla'yı ilk kez orman yolunda gördüm. Üzerinde kırmızı bir entari, saçları iki yandan örülü, güneşte altın gibi parlıyor. Zannederim Eylül başlarıydı. Leyla'nın kolunda bir sepet, ormandan kekik, kantaron ve biraz mantar toplamış. Usul usul evine dönüyordu. Ben o sıralar mektebi yeni bitirmiş askere gitmeden evvel bir süreliğine köye dönmüştüm. Leyla'yı çocukluktan tanırdım. Ama uzun yıllardır köyden uzaktaydım. Bu süre içinde ikimizde bayağı bir büyüdük tabi, ilk gördüğüm an vurulduğum kızın Leyla olduğunu çok sonra öğrendim. Çocukken de severdim Leyla'yı ama bu çok başkaydı. Görür görmez aşkının ateşi düşmüştü yüreğime, yüreğim yangın yeriydi. Ne yapıp etmeli Leyla'ya gönlümü açmalıydım. Ee burası köylük yer öyle pat diye kızın karşısına geçip sana gönlüm düştü demek uygun olmazdı. Başladım düşünmeye, düşündüm düşündüm günler günleri kovaladı. Ben aşkımdan divane oldum. Leyla'yı görmeden gün geçiremez oldum. Zaman su misali geçti derken askere ça...