Ana içeriğe atla

Orman Kokan Adam


 Tüm kızıllığıyla ömrümüze elbet bir güneş doğacak. O gün geldiğinde aklında da kalbinde de hala ben olacağım. Belki çok uzun zaman geçmiş olacak, belki saçlarında karlar olacak. Ama gözlerin hala çok güzel bakacak. Gözlerine baktığımda hep kendimi göreceğim. O okyanustaki tek balık ben olacağım.

Seni düşünürken o zaman bile burnumda orman kokusu olacak. Sen benim için her zaman 'orman kokan adam' olarak kalacaksın. Gözümde canlanan o görüntüyü asla değiştiremezsin mesela. Yüksek bir dağda etrafında çamlar, meşeler, ladinler... Soğuk bir kış sabahı, uçurumun kenarında sis denizi, vakur bir tavırla dikiliyorsun. Elinde canın sıkıldıkça şiir karaladığın küçük deri kaplı defterin ve kalemin var. Bu fotoğraf benim hafızama kazınmış. Seninle bütünleşmiş sanki. 

"Orman kokan okyanus gözlü adam" bir erguvan mevsiminde değmişti gözlerin gözlerime sonra tüm mevsimler erguvan mevsimi oldu benim gözümde. Yaz, kış yoktu artık. Her daim erguvanlar dalında. Sevginin iyileştirici gücüne inanırdım ben hep. Sanki daha öncesinde dünya siyah beyazmış da sevince renklenmiş gibi, sanki erguvanlar ben seni sevdikten sonra yaratılmış gibi. Önceden hep kışmış, kalbim buzdanmış gibi. Senin sevgin bana mevsimleri değiştirme gücü vermiş, kalbimi yumuşatmış gibi. 

Sanki ciğerlerime ilk nefesi seni gördüğümde çekmişim, sanki benim için hayat bir erguvan mevsiminde gözlerin gözlerime değdiğinde başlamış. Sanki, sanki, sanki... Şimdi tüm bunlar birer sankiden ibaret

Bunca zaman sonra anladım ki benim tek istediğim dinginlikmiş. Dalgalarla, fırtınalarla baş edecek gücüm yokmuş. Kendi yağımda kavrulmak, kendi küçük dünyamda yaşamakmış tek derdim. Yatağında sakince akan nehirmişim ben. Hiçbir kayayı aşındırmadan, yatağını bozmadan, sadece kendi yoluna giden bir nehir. Dahasını hiçbir zaman istememişim. Beni boğan, yoran şeylerden uzaklaşmam gerekiyormuş. Sadelikte huzur varmış. Ben kendimi okyanusun biricik balığı sanmışım, oysa hiçbir zaman okyanusa karışmayacak bir nehirmişim...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yolumu Aydınlatan Yıldız

Bugün ilk kez ninesinin son zamanlarını geçirdiği kasabaya gidecekti. Çok heyecanlıydı ve çok fazla şey merak ediyordu. Annesinden dinlediği hikayelerin gerçek olup olmadığını anlayabilecekti sonunda. Kasaba şehirden bi hayli uzaktaydı ve tam bi' cennetti. Orayı seveceğinden emindi. Yol boyunca arabanın penceresinden dışarıyı izledi. Şehirden yavaş yavaş uzaklaşmak ve o dönüşümü izlemek hoşuna gidiyordu. Beton yığınlarından yeşilliklere doğru...  Bi kaç saat sonra kasabaya varmışlardı. Hemen etrafı keşfe çıktı. Biraz bahçede oyalandıktan sonra eve girdi. Esas merakını giderecek şeyleri içeride bulacağını biliyordu. Öyle de oldu. Her yer anılarla doluydu. Eski fotoğraflar, günlükler ve bir sürü mektup... Gözüne kestirdiği mektuplardan bi' kaç tanesini hızla inceledi. Sonra gözüne başka bi' mektup ilişti. Bu farklıydı. Çünkü bi muhatabı yoktu. Sanki alelacele yazılmıştı. Hemen okumaya koyuldu: "Lanet dünyaya ışığa yürümeden önceki son sözlerim; Birini sevdiğin zaman anlı...

Küstüm Çiçeği

  Küstüm çiçeğini bilir misiniz? Kendine has bir özelliği vardır. Dokunduğun zaman yapraklarını kapatır. Kimileri hayran oluyor onun bu özelliğine, ben ise üzülüyorum. Onun bu narin yapısı bana çocukları ve kadınları hatırlatıyor. İzinsiz dokunulduğunda yapraklarını kapatarak kendini korumaya alması, sürekli kendini korumak zorunda hissetmesi ve tetikte yaşaması o muazzam refleksi sayesinde kendini tehlikelerden korumayı başarması. Biz de bunun benzeri bir şekilde rahatsız olduğumuz durumlara maruz kaldığımızda içimize kapanıyoruz, hayata küsüyoruz. Sanki bir suçumuz varmış gibi, utanılması gereken bir şeyler yapmışız gibi. Çünkü toplumun bakışı bu yönde kadınsan veya çocuksan kendini korumak zorundasın. Koruyamadıysan suçlusun, utanman, kendini eve kapatman ve insan içine çıkmaman gerekiyor. Bu tür baskılar, psikolojik şiddet malesef ki bizim toplumumuzda oldukça fazla ve bunu değiştirmek için hiçbir şey yapamıyoruz. Bu ülkede her gün kadınlar ölüyor çeşitli sebeplerle; kimisi yem...

Leyla

Yıl 1989 Leyla'yı ilk kez orman yolunda gördüm. Üzerinde kırmızı bir entari, saçları iki yandan örülü, güneşte altın gibi parlıyor. Zannederim Eylül başlarıydı. Leyla'nın kolunda bir sepet, ormandan kekik, kantaron ve biraz mantar toplamış. Usul usul evine dönüyordu. Ben o sıralar mektebi yeni bitirmiş askere gitmeden evvel bir süreliğine köye dönmüştüm. Leyla'yı çocukluktan tanırdım. Ama uzun yıllardır köyden uzaktaydım. Bu süre içinde ikimizde bayağı bir büyüdük tabi, ilk gördüğüm an vurulduğum kızın Leyla olduğunu çok sonra öğrendim. Çocukken de severdim Leyla'yı ama bu çok başkaydı. Görür görmez aşkının ateşi düşmüştü yüreğime, yüreğim yangın yeriydi. Ne yapıp etmeli Leyla'ya gönlümü açmalıydım. Ee burası köylük yer öyle pat diye kızın karşısına geçip sana gönlüm düştü demek uygun olmazdı. Başladım düşünmeye, düşündüm düşündüm günler günleri kovaladı. Ben aşkımdan divane oldum. Leyla'yı görmeden gün geçiremez oldum. Zaman su misali geçti derken askere ça...