Ana içeriğe atla

Küstüm Çiçeği

 

Küstüm çiçeğini bilir misiniz? Kendine has bir özelliği vardır. Dokunduğun zaman yapraklarını kapatır. Kimileri hayran oluyor onun bu özelliğine, ben ise üzülüyorum. Onun bu narin yapısı bana çocukları ve kadınları hatırlatıyor. İzinsiz dokunulduğunda yapraklarını kapatarak kendini korumaya alması, sürekli kendini korumak zorunda hissetmesi ve tetikte yaşaması o muazzam refleksi sayesinde kendini tehlikelerden korumayı başarması. Biz de bunun benzeri bir şekilde rahatsız olduğumuz durumlara maruz kaldığımızda içimize kapanıyoruz, hayata küsüyoruz. Sanki bir suçumuz varmış gibi, utanılması gereken bir şeyler yapmışız gibi. Çünkü toplumun bakışı bu yönde kadınsan veya çocuksan kendini korumak zorundasın. Koruyamadıysan suçlusun, utanman, kendini eve kapatman ve insan içine çıkmaman gerekiyor. Bu tür baskılar, psikolojik şiddet malesef ki bizim toplumumuzda oldukça fazla ve bunu değiştirmek için hiçbir şey yapamıyoruz. Bu ülkede her gün kadınlar ölüyor çeşitli sebeplerle; kimisi yemeği tuzlu yaptığı için, kimisi "açık giyindiği" için, kimisi o adamı sevdiği, güvendiği için, kimisi de sadece o anda orada bulunduğu için ölüyor. Sonra ne oluyor? Sonrası yok! Neden? Nasıl? Cevapsız o kadar çok soru var ki. Üç beş tane vicdanını kaybetmemiş insan sosyal medyadan sesini duyurabilmeye çalışıyor. Sözde adalete güvenip suçluların ceza çekmesi için kampanyalar düzenliyor ama nafile. Kadınlarımızın sesi olamıyoruz ne hayattayken ne de öldükten sonra. Onların canlarını aynı evde yaşadıkları, aynı yastığa baş koydukları adamlardan koruyamıyoruz. Birkaç gün konuşuyor sonra kendi hayatlarımıza devam ediyoruz. Bunu engelleyemiyoruz hatta azalmasını bile sağlayamıyoruz. Aynı günde kaç hayat soluyor, kaç çocuk annesiz kalıyor, kaç annenin yüreği evlat acısıyla yanıyor. Ama meşhur bir sözümüz vardır bizim "ateş düştüğü yeri yakar." Sahi bu ateşin düşmediği kaç yer kaldı?

Sevgili küstüm çiçekleri; yapraklarını kapatması, hayata küsmesi gereken biz değiliz. Biz yine yemyeşil yapraklarımızla, tüm güzelliğimizle hayata renk katmaya devam etmeliyiz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yolumu Aydınlatan Yıldız

Bugün ilk kez ninesinin son zamanlarını geçirdiği kasabaya gidecekti. Çok heyecanlıydı ve çok fazla şey merak ediyordu. Annesinden dinlediği hikayelerin gerçek olup olmadığını anlayabilecekti sonunda. Kasaba şehirden bi hayli uzaktaydı ve tam bi' cennetti. Orayı seveceğinden emindi. Yol boyunca arabanın penceresinden dışarıyı izledi. Şehirden yavaş yavaş uzaklaşmak ve o dönüşümü izlemek hoşuna gidiyordu. Beton yığınlarından yeşilliklere doğru...  Bi kaç saat sonra kasabaya varmışlardı. Hemen etrafı keşfe çıktı. Biraz bahçede oyalandıktan sonra eve girdi. Esas merakını giderecek şeyleri içeride bulacağını biliyordu. Öyle de oldu. Her yer anılarla doluydu. Eski fotoğraflar, günlükler ve bir sürü mektup... Gözüne kestirdiği mektuplardan bi' kaç tanesini hızla inceledi. Sonra gözüne başka bi' mektup ilişti. Bu farklıydı. Çünkü bi muhatabı yoktu. Sanki alelacele yazılmıştı. Hemen okumaya koyuldu: "Lanet dünyaya ışığa yürümeden önceki son sözlerim; Birini sevdiğin zaman anlı...

Leyla

Yıl 1989 Leyla'yı ilk kez orman yolunda gördüm. Üzerinde kırmızı bir entari, saçları iki yandan örülü, güneşte altın gibi parlıyor. Zannederim Eylül başlarıydı. Leyla'nın kolunda bir sepet, ormandan kekik, kantaron ve biraz mantar toplamış. Usul usul evine dönüyordu. Ben o sıralar mektebi yeni bitirmiş askere gitmeden evvel bir süreliğine köye dönmüştüm. Leyla'yı çocukluktan tanırdım. Ama uzun yıllardır köyden uzaktaydım. Bu süre içinde ikimizde bayağı bir büyüdük tabi, ilk gördüğüm an vurulduğum kızın Leyla olduğunu çok sonra öğrendim. Çocukken de severdim Leyla'yı ama bu çok başkaydı. Görür görmez aşkının ateşi düşmüştü yüreğime, yüreğim yangın yeriydi. Ne yapıp etmeli Leyla'ya gönlümü açmalıydım. Ee burası köylük yer öyle pat diye kızın karşısına geçip sana gönlüm düştü demek uygun olmazdı. Başladım düşünmeye, düşündüm düşündüm günler günleri kovaladı. Ben aşkımdan divane oldum. Leyla'yı görmeden gün geçiremez oldum. Zaman su misali geçti derken askere ça...