Hızlı adımlarla odaya girdi. Masanın üzerindeki her şeyi etrafa fırlattı. Bir yandan deliler gibi ağlıyor, bir yandan da bir şeyler arıyordu. Elleri titriyor hızlı nefes alıp veriyordu. İçinde yaşadığı buhranın dışa vurumuydu bu tepkiler. Sonunda aradığını bulmuştu. Hemen masaya oturdu ve okunaksız bir el yazısıyla yazmaya başladı.
"Benim her hikayemin sonu gözyaşıyla bitiyor. Tamamlanmak için çıktığım her yoldan daha da eksilerek ayrılıyorum. Onaramıyorum, kapatamıyorum bazı yaralarımı. Hep aynı yerden daha da şiddetle kanıyor. Baş edemiyorum bu hisle, kalbimi paramparça etmek geliyor içimden. Bu his... Adını koyamadığım bu berbat his her seferinde alaşağı ediyor beni.
Bu, bu benim zayıf noktam haline geldi. Elimde olmadan kapılıyorum. Kurtulamıyorum, paranoyaklaşıyorum.
Herkeste, her şeyde başkaca anlamlar arıyorum. Dalgınlaşıyorum, agrasifleşiyorum. Daha az konuşuyor, çokça duvarları izliyorum. Kalbim eziliyor, düşünceler beynimi ele geçiyor. En sonunda kendimi yapayalnız, çaresiz, ağlarken buluyorum. Son çareyi de yazmakta buluyorum. Zayıf kalbim hızla çarpıyor şimdi, göğüs kafesimi parçalayıp firar etmek, kurtulmak ister gibi. Böyle yaşamak istemiyorum. Yaşayamıyorum."
Kağıdın başına "Sevgili ...." İle başlayan bir hitap ekleyememişti. Çünkü sevgiyle anacağı hiç kimse yoktu. Yine aynı şekilde kağıdın altına da bir şey ekleyemedi.
Usulca kalemi elinden bıraktı. Bunlar son sözleriydi. Biraz olsun rahatlamıştı. İçindeki her şeyi kusmuştu kağıda, büyük bir savaştan çıkmış yaralı bir asker gibi hissediyordu kendini ve asıl mesele savaşı kazanmış mıydı yoksa kaybetmiş miydi? En ufak bir fikri bile yoktu ve hiçbir zaman bilemeyecekti...

Yorumlar
Yorum Gönder