Ana içeriğe atla

Sihirli Gece

 


Dolunayın tüm ihtişamıyla gökyüzünde asıldığı bir gece. Hava açık, ılık bir esinti ve dokunduğu yere çiçekler serpen yumuşak bir yağmur var. En büyük acılar böyle güzel gecelerde çekilmeli bence. Gözyaşlarını silen ipeksi yağmur damlaları olmalı böyle zamanlarda. Seninle birlikte ağlamalı bulutlar ve tüm dertler yağmur damlalarına karışıp süzülmeli ince, beyaz parmaklardan. Çoğu acının devası olan "sihirli gece" bu gece.

Efkarın başımda harelediği, derin bir bulantı hissi veren, yoğun, yapış yapış bir sis bulutunun eşliğinde alıp başımı, bilinmezlik caddesinden yalnızlık sokağına sapıp ağlama kaldırımına doğru sakin adımlarla yürüme gecesi... 

Seslerin ve renklerin huzurumu kaçırdığı solmuş bir hayatın mahpusuyum. Huzuru huzursuzluk zannettiğim günleri yaşıyorum. Kuş cıvıltıları kulaklarımı tırmalıyor. Düzene yenik aşklar büyütüyorum içimde. İçimde büyüyen şeyler beni aşıyor. Umutsuzluğu iliklerimde hissediyorum. Öylesine yalnızım ve bu yalnızlıkla mutluyum saçma bir şekilde. Radyoda "elbet bir gün buluşacağız" çalıyor. Buluşacak kimsemin olmadığı düşüncesi sarıyor beynimi. Durup bir yerden bakıyorum, hayat hiç durmuyor. Hayat durmuyor ve acımı yaşamama izin vermiyor. Etrafımda aceleyle geçip giden bir güruh var. Ben sokağın ortasında ağlıyorum. Beynimde dönen iğrenç bir melodi var. Tepemdeki huysuz sis bulutu devamlı fısıldıyor bana; "Sihirli gecenin sihri gözyaşlarında saklı" " kaldırımın seni bekliyor". Beynim, bedenim ve kalbim biz birbirinin sözünü dinlemeyen üç asi arkadaşız. Ayaklarım bizi ağlama kaldırımına doğru sürüklüyor.

Benden geriye kalan bir enkazın toz zerrecikleri şimdi. Ben o kaldırımda her seferinde bir parçamı bırakmışım meğerse. Yavaş yavaş tüketmişim kendimi. Beyin mutlu anıları unutmaya meyillidir ve ne kadar kötü anı varsa yüzyıllarca en küçük ayrıntılarıyla muhafaza edilir. Sahiden unuttum mu mutlu anılarımı yoksa hiç mutlu anım olmadı mı onu bile bilmiyorum... 

Bu gece sihirli gece... Çiçekler serpen yumuşak bir yağmurun altında, usul adımlarla yürüyorum bilinmezliğe. belki son kez, son parçamı bırakmaya gidiyorum. Beynim, bedenim ve kalbim, üç asi arkadaşın sonsuzluğa kavuşma yolculuğu bu...



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yolumu Aydınlatan Yıldız

Bugün ilk kez ninesinin son zamanlarını geçirdiği kasabaya gidecekti. Çok heyecanlıydı ve çok fazla şey merak ediyordu. Annesinden dinlediği hikayelerin gerçek olup olmadığını anlayabilecekti sonunda. Kasaba şehirden bi hayli uzaktaydı ve tam bi' cennetti. Orayı seveceğinden emindi. Yol boyunca arabanın penceresinden dışarıyı izledi. Şehirden yavaş yavaş uzaklaşmak ve o dönüşümü izlemek hoşuna gidiyordu. Beton yığınlarından yeşilliklere doğru...  Bi kaç saat sonra kasabaya varmışlardı. Hemen etrafı keşfe çıktı. Biraz bahçede oyalandıktan sonra eve girdi. Esas merakını giderecek şeyleri içeride bulacağını biliyordu. Öyle de oldu. Her yer anılarla doluydu. Eski fotoğraflar, günlükler ve bir sürü mektup... Gözüne kestirdiği mektuplardan bi' kaç tanesini hızla inceledi. Sonra gözüne başka bi' mektup ilişti. Bu farklıydı. Çünkü bi muhatabı yoktu. Sanki alelacele yazılmıştı. Hemen okumaya koyuldu: "Lanet dünyaya ışığa yürümeden önceki son sözlerim; Birini sevdiğin zaman anlı...

Küstüm Çiçeği

  Küstüm çiçeğini bilir misiniz? Kendine has bir özelliği vardır. Dokunduğun zaman yapraklarını kapatır. Kimileri hayran oluyor onun bu özelliğine, ben ise üzülüyorum. Onun bu narin yapısı bana çocukları ve kadınları hatırlatıyor. İzinsiz dokunulduğunda yapraklarını kapatarak kendini korumaya alması, sürekli kendini korumak zorunda hissetmesi ve tetikte yaşaması o muazzam refleksi sayesinde kendini tehlikelerden korumayı başarması. Biz de bunun benzeri bir şekilde rahatsız olduğumuz durumlara maruz kaldığımızda içimize kapanıyoruz, hayata küsüyoruz. Sanki bir suçumuz varmış gibi, utanılması gereken bir şeyler yapmışız gibi. Çünkü toplumun bakışı bu yönde kadınsan veya çocuksan kendini korumak zorundasın. Koruyamadıysan suçlusun, utanman, kendini eve kapatman ve insan içine çıkmaman gerekiyor. Bu tür baskılar, psikolojik şiddet malesef ki bizim toplumumuzda oldukça fazla ve bunu değiştirmek için hiçbir şey yapamıyoruz. Bu ülkede her gün kadınlar ölüyor çeşitli sebeplerle; kimisi yem...

Leyla

Yıl 1989 Leyla'yı ilk kez orman yolunda gördüm. Üzerinde kırmızı bir entari, saçları iki yandan örülü, güneşte altın gibi parlıyor. Zannederim Eylül başlarıydı. Leyla'nın kolunda bir sepet, ormandan kekik, kantaron ve biraz mantar toplamış. Usul usul evine dönüyordu. Ben o sıralar mektebi yeni bitirmiş askere gitmeden evvel bir süreliğine köye dönmüştüm. Leyla'yı çocukluktan tanırdım. Ama uzun yıllardır köyden uzaktaydım. Bu süre içinde ikimizde bayağı bir büyüdük tabi, ilk gördüğüm an vurulduğum kızın Leyla olduğunu çok sonra öğrendim. Çocukken de severdim Leyla'yı ama bu çok başkaydı. Görür görmez aşkının ateşi düşmüştü yüreğime, yüreğim yangın yeriydi. Ne yapıp etmeli Leyla'ya gönlümü açmalıydım. Ee burası köylük yer öyle pat diye kızın karşısına geçip sana gönlüm düştü demek uygun olmazdı. Başladım düşünmeye, düşündüm düşündüm günler günleri kovaladı. Ben aşkımdan divane oldum. Leyla'yı görmeden gün geçiremez oldum. Zaman su misali geçti derken askere ça...