Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kasım, 2024 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Kutudaki Not

29 Eylül sabahında saat 09.27 civarında sevdiği adamın kollarında ölü bulundu. 20'li yaşlarında bir kadındı. Direnme ve arbede belirtisi yoktu. Adamın kollarında gözlerini adamın gözlerine dikmiş bir şekilde hareketsiz yatıyordu. Adam karmaşık bir haldeydi. Sanki binlerce duyguyu aynı anda yaşıyormuş gibi bir hali vardı. Yüzünde hem keder, hem pişmanlık, hem utanç, hem de mutluluk izleri vardı. Ölüm nedeni henüz kesin bilinemese de ilk bulgulara göre boğularak öldürülmüş olabileceği üzerinde duruluyor. Kendi el yazısıyla yazılmış bir not detaylı aramalar sırasında eski bir kutunun içinde bulundu. Notta; "Bu not bulunduğunda ben belki de çoktan ölmüş olacağım. Sevdiğim adamın kollarında, onun gözlerine bakarak. Gördüğüm o bakışta kin ve nefret olacak. Şimdiye kadar gizliden gizliye olduğu gibi. Sebebini bilmediğim bu nefret benim sonumu getiriyor. Biliyorum ölümüm bile mutlu etmeyecek onu hatta belki daha fazla nefret edecek benden. Ama elimden bir şey gelmiyor. Ben o nefreti y...

Kaçıncı Bahar?

Önümüzdeki bahar geleceğim demiştin giderken, kaç bahar geçti sen gelmedin, ben saymayı bıraktım. Hani baharlar umut taşırdı? Benim umutlarım tükendi. Beni kör bir yalnızlığa mahkum ettin. Üstelik kucağıma umutlar bıraktın. Mevsimsizdim senden önce, şimdi sadece baharları yaşıyorum. Sen gittikten sonra beslediğin martılar gelmez oldu pencereme, bana aldığın çiçek de soldu. Hani şu beni unutma çiçeği "Sana beni unutma diyemem ama beni hatırladıkça bu çiçeği sularsın değil mi?" demiştin bana çiçeği verirken. Seni unutmam mümkün değildi ki.  Sen gidince seninle ilgili olan şeylerde terk etti beni; saatin üç çeyreği, yan komşu Nazan teyzenin börekleri, sokağın köşesinde bizi selamlayan tekir, gülümsediğim fotoğraflar, pazar kahvaltıları ve uzun yürüyüşler.  Sen gittikten sonra yemekler daha çabuk soğur oldu. Sen gittiğinden beri sanki bin yıl geçti. Ne güneş tahammül edebildi dünyaya ne de yıldızlar, geldikleri gibi gittiler.  Gök gürültüsünden korkuyorum diye yanıma gelirdin...

27 Kasım

Sevgilim;  Bu sana ne ilk ne de son mektubum... Sen kalbimde olduğun sürece ben yazmaya devam edeceğim. Her geçen gün biraz daha fazla özlüyorum seni. Sende beni özlüyor musun? Yoksa benim yokluğum senin için dayanılması güç bir şey değil mi? Sürekli böyle düşünceler var kafamda. Ne olur mektuplarında az da olsa merakımı gider. Beni karşılıksız bir aşkın kollarına bırakma. Yüzün, gözlerin, içimi ısıtan gülümsemen sürekli gözümün önüne geliyor. Bir an sanki yanımdasın gibi hissediyorum. Paha biçilmez bir sıcaklık doğuyor içime, sonra birden hayal aleminden kopuyorum. Odamda yapayalnız elimde fotoğrafın, üzerine damlayan birkaç damla gözyaşıyla buluyorum kendimi. Böyle zamanlarda kendimi çok çaresiz hissediyorum.  Seni son görüşüm aklıma geliyor. Üzerinden ne kadar zaman geçtiğini hesap etmeye çalışıyorum. Senden ayrı geçen zamanı tahayyül etmek gittikçe zorlaşıyor. Sonra tekrar bakıyorum elimdeki fotoğrafa, hala aynı mısın? Değiştin mi yoksa? Saçların uzamıştır belki, belki ki...

Leyla

Yıl 1989 Leyla'yı ilk kez orman yolunda gördüm. Üzerinde kırmızı bir entari, saçları iki yandan örülü, güneşte altın gibi parlıyor. Zannederim Eylül başlarıydı. Leyla'nın kolunda bir sepet, ormandan kekik, kantaron ve biraz mantar toplamış. Usul usul evine dönüyordu. Ben o sıralar mektebi yeni bitirmiş askere gitmeden evvel bir süreliğine köye dönmüştüm. Leyla'yı çocukluktan tanırdım. Ama uzun yıllardır köyden uzaktaydım. Bu süre içinde ikimizde bayağı bir büyüdük tabi, ilk gördüğüm an vurulduğum kızın Leyla olduğunu çok sonra öğrendim. Çocukken de severdim Leyla'yı ama bu çok başkaydı. Görür görmez aşkının ateşi düşmüştü yüreğime, yüreğim yangın yeriydi. Ne yapıp etmeli Leyla'ya gönlümü açmalıydım. Ee burası köylük yer öyle pat diye kızın karşısına geçip sana gönlüm düştü demek uygun olmazdı. Başladım düşünmeye, düşündüm düşündüm günler günleri kovaladı. Ben aşkımdan divane oldum. Leyla'yı görmeden gün geçiremez oldum. Zaman su misali geçti derken askere ça...