Ana içeriğe atla

27 Kasım


Sevgilim; 

Bu sana ne ilk ne de son mektubum... Sen kalbimde olduğun sürece ben yazmaya devam edeceğim. Her geçen gün biraz daha fazla özlüyorum seni. Sende beni özlüyor musun? Yoksa benim yokluğum senin için dayanılması güç bir şey değil mi? Sürekli böyle düşünceler var kafamda. Ne olur mektuplarında az da olsa merakımı gider. Beni karşılıksız bir aşkın kollarına bırakma. Yüzün, gözlerin, içimi ısıtan gülümsemen sürekli gözümün önüne geliyor. Bir an sanki yanımdasın gibi hissediyorum. Paha biçilmez bir sıcaklık doğuyor içime, sonra birden hayal aleminden kopuyorum. Odamda yapayalnız elimde fotoğrafın, üzerine damlayan birkaç damla gözyaşıyla buluyorum kendimi. Böyle zamanlarda kendimi çok çaresiz hissediyorum. 

Seni son görüşüm aklıma geliyor. Üzerinden ne kadar zaman geçtiğini hesap etmeye çalışıyorum. Senden ayrı geçen zamanı tahayyül etmek gittikçe zorlaşıyor. Sonra tekrar bakıyorum elimdeki fotoğrafa, hala aynı mısın? Değiştin mi yoksa? Saçların uzamıştır belki, belki kilo aldın birazcık sen her halinle güzelsin ama yine de düşünmeden duramıyorum. Bir sonraki mektubunla beraber bir de fotoğrafını göndermeni istesem kızar mısın bana? Seni kızdıracak ne çok şey yapıyorum değil mi? Beni mazur gör sevgilim öyle çok seviyorum ki seni yaptığım şeylerin önünü ardını hesap edemiyorum. Affet!

Burada zaman geçirmek çok zor, sadece seni düşündüğümde iyi hissediyorum. Zamanın hızlı geçtiğini düşünüyorum. Sana kavuşmak için gün sayıyorum. Halimi hatırımı soracak olursan "iyiyim" sen beni merak etme. Tek sıkıntım senden uzak olmak. Daha uzun uzun yazmak isterim ancak vaktim kısıtlı, mektubu postaya yetiştirmem gerek. Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim. Herkese selam ederim. En çok sevgi en çok selam sanadır güzel gözlüm. Sabırsızlıkla mektubunu beklemekteyim. Bi an önce bana güzel haberler gönder. Kavuşacağımız güne kadar kendine çok dikkat et. Seni Allah'a emanet ediyorum. Ellerinden, gözlerinden öpüyorum...

Seni çok seviyorum...


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yolumu Aydınlatan Yıldız

Bugün ilk kez ninesinin son zamanlarını geçirdiği kasabaya gidecekti. Çok heyecanlıydı ve çok fazla şey merak ediyordu. Annesinden dinlediği hikayelerin gerçek olup olmadığını anlayabilecekti sonunda. Kasaba şehirden bi hayli uzaktaydı ve tam bi' cennetti. Orayı seveceğinden emindi. Yol boyunca arabanın penceresinden dışarıyı izledi. Şehirden yavaş yavaş uzaklaşmak ve o dönüşümü izlemek hoşuna gidiyordu. Beton yığınlarından yeşilliklere doğru...  Bi kaç saat sonra kasabaya varmışlardı. Hemen etrafı keşfe çıktı. Biraz bahçede oyalandıktan sonra eve girdi. Esas merakını giderecek şeyleri içeride bulacağını biliyordu. Öyle de oldu. Her yer anılarla doluydu. Eski fotoğraflar, günlükler ve bir sürü mektup... Gözüne kestirdiği mektuplardan bi' kaç tanesini hızla inceledi. Sonra gözüne başka bi' mektup ilişti. Bu farklıydı. Çünkü bi muhatabı yoktu. Sanki alelacele yazılmıştı. Hemen okumaya koyuldu: "Lanet dünyaya ışığa yürümeden önceki son sözlerim; Birini sevdiğin zaman anlı...

Küstüm Çiçeği

  Küstüm çiçeğini bilir misiniz? Kendine has bir özelliği vardır. Dokunduğun zaman yapraklarını kapatır. Kimileri hayran oluyor onun bu özelliğine, ben ise üzülüyorum. Onun bu narin yapısı bana çocukları ve kadınları hatırlatıyor. İzinsiz dokunulduğunda yapraklarını kapatarak kendini korumaya alması, sürekli kendini korumak zorunda hissetmesi ve tetikte yaşaması o muazzam refleksi sayesinde kendini tehlikelerden korumayı başarması. Biz de bunun benzeri bir şekilde rahatsız olduğumuz durumlara maruz kaldığımızda içimize kapanıyoruz, hayata küsüyoruz. Sanki bir suçumuz varmış gibi, utanılması gereken bir şeyler yapmışız gibi. Çünkü toplumun bakışı bu yönde kadınsan veya çocuksan kendini korumak zorundasın. Koruyamadıysan suçlusun, utanman, kendini eve kapatman ve insan içine çıkmaman gerekiyor. Bu tür baskılar, psikolojik şiddet malesef ki bizim toplumumuzda oldukça fazla ve bunu değiştirmek için hiçbir şey yapamıyoruz. Bu ülkede her gün kadınlar ölüyor çeşitli sebeplerle; kimisi yem...

Leyla

Yıl 1989 Leyla'yı ilk kez orman yolunda gördüm. Üzerinde kırmızı bir entari, saçları iki yandan örülü, güneşte altın gibi parlıyor. Zannederim Eylül başlarıydı. Leyla'nın kolunda bir sepet, ormandan kekik, kantaron ve biraz mantar toplamış. Usul usul evine dönüyordu. Ben o sıralar mektebi yeni bitirmiş askere gitmeden evvel bir süreliğine köye dönmüştüm. Leyla'yı çocukluktan tanırdım. Ama uzun yıllardır köyden uzaktaydım. Bu süre içinde ikimizde bayağı bir büyüdük tabi, ilk gördüğüm an vurulduğum kızın Leyla olduğunu çok sonra öğrendim. Çocukken de severdim Leyla'yı ama bu çok başkaydı. Görür görmez aşkının ateşi düşmüştü yüreğime, yüreğim yangın yeriydi. Ne yapıp etmeli Leyla'ya gönlümü açmalıydım. Ee burası köylük yer öyle pat diye kızın karşısına geçip sana gönlüm düştü demek uygun olmazdı. Başladım düşünmeye, düşündüm düşündüm günler günleri kovaladı. Ben aşkımdan divane oldum. Leyla'yı görmeden gün geçiremez oldum. Zaman su misali geçti derken askere ça...