Ana içeriğe atla

Kutudaki Not



29 Eylül sabahında saat 09.27 civarında sevdiği adamın kollarında ölü bulundu. 20'li yaşlarında bir kadındı. Direnme ve arbede belirtisi yoktu. Adamın kollarında gözlerini adamın gözlerine dikmiş bir şekilde hareketsiz yatıyordu. Adam karmaşık bir haldeydi. Sanki binlerce duyguyu aynı anda yaşıyormuş gibi bir hali vardı. Yüzünde hem keder, hem pişmanlık, hem utanç, hem de mutluluk izleri vardı. Ölüm nedeni henüz kesin bilinemese de ilk bulgulara göre boğularak öldürülmüş olabileceği üzerinde duruluyor. Kendi el yazısıyla yazılmış bir not detaylı aramalar sırasında eski bir kutunun içinde bulundu. Notta; "Bu not bulunduğunda ben belki de çoktan ölmüş olacağım. Sevdiğim adamın kollarında, onun gözlerine bakarak. Gördüğüm o bakışta kin ve nefret olacak. Şimdiye kadar gizliden gizliye olduğu gibi. Sebebini bilmediğim bu nefret benim sonumu getiriyor. Biliyorum ölümüm bile mutlu etmeyecek onu hatta belki daha fazla nefret edecek benden. Ama elimden bir şey gelmiyor. Ben o nefreti yenemiyorum. Beni ne kadar seviyorsa o kadar da nefret ediyor benden. Ben bu çelişkinin ve saplantının kurbanı olacağım." Yazıyordu. Kutuda notun dışında birkaç şey daha vardı. Bir çift alyans içinde adamın ve kadının isimleri yazılıydı, kurutulmuş çiçekler ve birkaç eski fotoğraf. 26 yıllık ömründen geriye sadece bunlar kalmıştı. Şimdi kadın toprağın altında, adam ise dört duvar arasında güneşe hasret kalacak. İki genç hayat böylece solup gitti.  

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yolumu Aydınlatan Yıldız

Bugün ilk kez ninesinin son zamanlarını geçirdiği kasabaya gidecekti. Çok heyecanlıydı ve çok fazla şey merak ediyordu. Annesinden dinlediği hikayelerin gerçek olup olmadığını anlayabilecekti sonunda. Kasaba şehirden bi hayli uzaktaydı ve tam bi' cennetti. Orayı seveceğinden emindi. Yol boyunca arabanın penceresinden dışarıyı izledi. Şehirden yavaş yavaş uzaklaşmak ve o dönüşümü izlemek hoşuna gidiyordu. Beton yığınlarından yeşilliklere doğru...  Bi kaç saat sonra kasabaya varmışlardı. Hemen etrafı keşfe çıktı. Biraz bahçede oyalandıktan sonra eve girdi. Esas merakını giderecek şeyleri içeride bulacağını biliyordu. Öyle de oldu. Her yer anılarla doluydu. Eski fotoğraflar, günlükler ve bir sürü mektup... Gözüne kestirdiği mektuplardan bi' kaç tanesini hızla inceledi. Sonra gözüne başka bi' mektup ilişti. Bu farklıydı. Çünkü bi muhatabı yoktu. Sanki alelacele yazılmıştı. Hemen okumaya koyuldu: "Lanet dünyaya ışığa yürümeden önceki son sözlerim; Birini sevdiğin zaman anlı...

Küstüm Çiçeği

  Küstüm çiçeğini bilir misiniz? Kendine has bir özelliği vardır. Dokunduğun zaman yapraklarını kapatır. Kimileri hayran oluyor onun bu özelliğine, ben ise üzülüyorum. Onun bu narin yapısı bana çocukları ve kadınları hatırlatıyor. İzinsiz dokunulduğunda yapraklarını kapatarak kendini korumaya alması, sürekli kendini korumak zorunda hissetmesi ve tetikte yaşaması o muazzam refleksi sayesinde kendini tehlikelerden korumayı başarması. Biz de bunun benzeri bir şekilde rahatsız olduğumuz durumlara maruz kaldığımızda içimize kapanıyoruz, hayata küsüyoruz. Sanki bir suçumuz varmış gibi, utanılması gereken bir şeyler yapmışız gibi. Çünkü toplumun bakışı bu yönde kadınsan veya çocuksan kendini korumak zorundasın. Koruyamadıysan suçlusun, utanman, kendini eve kapatman ve insan içine çıkmaman gerekiyor. Bu tür baskılar, psikolojik şiddet malesef ki bizim toplumumuzda oldukça fazla ve bunu değiştirmek için hiçbir şey yapamıyoruz. Bu ülkede her gün kadınlar ölüyor çeşitli sebeplerle; kimisi yem...

Leyla

Yıl 1989 Leyla'yı ilk kez orman yolunda gördüm. Üzerinde kırmızı bir entari, saçları iki yandan örülü, güneşte altın gibi parlıyor. Zannederim Eylül başlarıydı. Leyla'nın kolunda bir sepet, ormandan kekik, kantaron ve biraz mantar toplamış. Usul usul evine dönüyordu. Ben o sıralar mektebi yeni bitirmiş askere gitmeden evvel bir süreliğine köye dönmüştüm. Leyla'yı çocukluktan tanırdım. Ama uzun yıllardır köyden uzaktaydım. Bu süre içinde ikimizde bayağı bir büyüdük tabi, ilk gördüğüm an vurulduğum kızın Leyla olduğunu çok sonra öğrendim. Çocukken de severdim Leyla'yı ama bu çok başkaydı. Görür görmez aşkının ateşi düşmüştü yüreğime, yüreğim yangın yeriydi. Ne yapıp etmeli Leyla'ya gönlümü açmalıydım. Ee burası köylük yer öyle pat diye kızın karşısına geçip sana gönlüm düştü demek uygun olmazdı. Başladım düşünmeye, düşündüm düşündüm günler günleri kovaladı. Ben aşkımdan divane oldum. Leyla'yı görmeden gün geçiremez oldum. Zaman su misali geçti derken askere ça...