Yıl 1989 Leyla'yı ilk kez orman yolunda gördüm. Üzerinde kırmızı bir entari, saçları iki yandan örülü, güneşte altın gibi parlıyor. Zannederim Eylül başlarıydı. Leyla'nın kolunda bir sepet, ormandan kekik, kantaron ve biraz mantar toplamış. Usul usul evine dönüyordu. Ben o sıralar mektebi yeni bitirmiş askere gitmeden evvel bir süreliğine köye dönmüştüm. Leyla'yı çocukluktan tanırdım. Ama uzun yıllardır köyden uzaktaydım. Bu süre içinde ikimizde bayağı bir büyüdük tabi, ilk gördüğüm an vurulduğum kızın Leyla olduğunu çok sonra öğrendim. Çocukken de severdim Leyla'yı ama bu çok başkaydı. Görür görmez aşkının ateşi düşmüştü yüreğime, yüreğim yangın yeriydi. Ne yapıp etmeli Leyla'ya gönlümü açmalıydım. Ee burası köylük yer öyle pat diye kızın karşısına geçip sana gönlüm düştü demek uygun olmazdı. Başladım düşünmeye, düşündüm düşündüm günler günleri kovaladı. Ben aşkımdan divane oldum. Leyla'yı görmeden gün geçiremez oldum. Zaman su misali geçti derken askere çağırıldım. Gelen haberle başımdan kaynar sular döküldü sanki, Leyla'yı bırakıp nasıl gidecektim. Ya ben dönene kadar başkasıyla evlendirirlerse diye derde düştüm. Bir şekilde gitmeden önce Leyla ile konuşmam gerekiyordu. Onun da bende gönlü var mı bilmeliydim. Eğer gönlü varsa beni beklemesini isteyecektim. Yoksa da aşkımı kalbime gömüp gidecektim buralardan geri dönmemek üzere. Planımı yaptım, ormana gideceği vakit belli etmeden peşine takılıp kuytu bir köşede içimi açacaktım. Öyle de yaptım. Gitmeme iki gün kala Leyla'nın peşinden ormana gittim. Orada uygun bir zaman kollayıp vardım yanına. Yemyeşil gözlerinin içine baktım. Gözlerinde kaybolacaktım neredeyse. Leyla ben gidiyorum dedim. Kayıtsız bir ifadeyle yüzüme baktı. Kısa bir an gözlerinde bir hüzün yakaladım. Sonra bundan cesaret alıp devam ettim sözlerime, askere çağrıldım iki gün sonra yola çıkacağım. Gitmeden evvel sana söylemek istediğim bir şey var dedim. Yüzündeki kayıtsızlık yerini meraka bıraktı. Göğsünün heyecanla inip kalkışını farkettim. Birden yapıştım ellerine, gözlerimi gözlerine kilitledim. Seni ilk gördüğüm an gönlüm sana düştü, sevdan beni yedi bitirdi. Sana bunları söylemeden gitsem gözüm hep arkada kalacaktı. Gidip de dönmemek, dönüp de bulamamak var Leyla ne olur bana bir umut ışığı ver dedim. Leyla'nın yeşil gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Hiçbir şey söyleyemedi ama ben çok şey anladım. Leyla beni bekleyecekti. O da beni seviyordu. İçim içime sığmayarak hem mutlu hem hüzünlü onu arkamda bırakarak gittim askere. Günler öyle zor geçti ki, Leyla'nın hasreti içimi öyle yaktı ki anlatamam. Velhasıl kelam öyle böyle derken askerliği bitirdim köye döndüm. İlk işim babasının yanına varmak oldu. Kızına talibim dedim. Babası başta biraz ayak direyecek oldu. Amma bendeki azimi görünce razı geldi. Leyla'ma kavuştum. Leyla'yla evlendik. Şehre göçtük. İlkin biraz sıkıntı çektik ama Leyla'm hiç ses etmedi sade beraber olalım her derdi aşarız dedi. Bende ondan aldığım güçle daha çok çalıştım. Düzeni kurduk, durumu toparladık. Peşi sıra güzel haberde geldi. Önce bir oğlumuz ardına da bir kızımız oldu. Dünyada saadeti tattım onlar sayesinde. Gayri benden mutlusu yoktu memlekette. Ee mevlam yüzümüze gülmüştü bir kere bilemedim arkasına kıyametin geleceğini. Çocuklar 4-5 yaşlarına gelmişti. Leyla'm sararıp solmaya başladı. Doktor doktor gezdik de derdinin ne olduğunu bulamadık. Güzelim Leyla'm gözümün önünde eridi. Çok geçmeden acısı düştü yüreğime. O gün bu gündür yüzümün güldüğü olmadı. Leyla'yla birlikte beni de gömdüler sanki. Artık yaşayan bir ölüydüm. Çocukların varlığı az da olsa teselli ediyordu beni. Kendimi onlara adadım Leyla'mın yokluğunu hissetmesinler diye didindim. Yıllar geçti köprünün altından çok sular aktı benim şuramda, göğsümün içinde Leyla'mın aşkı eskimedi. Hala ilk günkü gibi taptaze durur. Ahh! Leyla'm sağ olsaydı da yemyeşil gözleriyle gözlerimin ta içine baksaydı yine...
Bugün ilk kez ninesinin son zamanlarını geçirdiği kasabaya gidecekti. Çok heyecanlıydı ve çok fazla şey merak ediyordu. Annesinden dinlediği hikayelerin gerçek olup olmadığını anlayabilecekti sonunda. Kasaba şehirden bi hayli uzaktaydı ve tam bi' cennetti. Orayı seveceğinden emindi. Yol boyunca arabanın penceresinden dışarıyı izledi. Şehirden yavaş yavaş uzaklaşmak ve o dönüşümü izlemek hoşuna gidiyordu. Beton yığınlarından yeşilliklere doğru... Bi kaç saat sonra kasabaya varmışlardı. Hemen etrafı keşfe çıktı. Biraz bahçede oyalandıktan sonra eve girdi. Esas merakını giderecek şeyleri içeride bulacağını biliyordu. Öyle de oldu. Her yer anılarla doluydu. Eski fotoğraflar, günlükler ve bir sürü mektup... Gözüne kestirdiği mektuplardan bi' kaç tanesini hızla inceledi. Sonra gözüne başka bi' mektup ilişti. Bu farklıydı. Çünkü bi muhatabı yoktu. Sanki alelacele yazılmıştı. Hemen okumaya koyuldu: "Lanet dünyaya ışığa yürümeden önceki son sözlerim; Birini sevdiğin zaman anlı...

Yorumlar
Yorum Gönder