Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kutudaki Not

29 Eylül sabahında saat 09.27 civarında sevdiği adamın kollarında ölü bulundu. 20'li yaşlarında bir kadındı. Direnme ve arbede belirtisi yoktu. Adamın kollarında gözlerini adamın gözlerine dikmiş bir şekilde hareketsiz yatıyordu. Adam karmaşık bir haldeydi. Sanki binlerce duyguyu aynı anda yaşıyormuş gibi bir hali vardı. Yüzünde hem keder, hem pişmanlık, hem utanç, hem de mutluluk izleri vardı. Ölüm nedeni henüz kesin bilinemese de ilk bulgulara göre boğularak öldürülmüş olabileceği üzerinde duruluyor. Kendi el yazısıyla yazılmış bir not detaylı aramalar sırasında eski bir kutunun içinde bulundu. Notta; "Bu not bulunduğunda ben belki de çoktan ölmüş olacağım. Sevdiğim adamın kollarında, onun gözlerine bakarak. Gördüğüm o bakışta kin ve nefret olacak. Şimdiye kadar gizliden gizliye olduğu gibi. Sebebini bilmediğim bu nefret benim sonumu getiriyor. Biliyorum ölümüm bile mutlu etmeyecek onu hatta belki daha fazla nefret edecek benden. Ama elimden bir şey gelmiyor. Ben o nefreti y...
En son yayınlar

Kaçıncı Bahar?

Önümüzdeki bahar geleceğim demiştin giderken, kaç bahar geçti sen gelmedin, ben saymayı bıraktım. Hani baharlar umut taşırdı? Benim umutlarım tükendi. Beni kör bir yalnızlığa mahkum ettin. Üstelik kucağıma umutlar bıraktın. Mevsimsizdim senden önce, şimdi sadece baharları yaşıyorum. Sen gittikten sonra beslediğin martılar gelmez oldu pencereme, bana aldığın çiçek de soldu. Hani şu beni unutma çiçeği "Sana beni unutma diyemem ama beni hatırladıkça bu çiçeği sularsın değil mi?" demiştin bana çiçeği verirken. Seni unutmam mümkün değildi ki.  Sen gidince seninle ilgili olan şeylerde terk etti beni; saatin üç çeyreği, yan komşu Nazan teyzenin börekleri, sokağın köşesinde bizi selamlayan tekir, gülümsediğim fotoğraflar, pazar kahvaltıları ve uzun yürüyüşler.  Sen gittikten sonra yemekler daha çabuk soğur oldu. Sen gittiğinden beri sanki bin yıl geçti. Ne güneş tahammül edebildi dünyaya ne de yıldızlar, geldikleri gibi gittiler.  Gök gürültüsünden korkuyorum diye yanıma gelirdin...

27 Kasım

Sevgilim;  Bu sana ne ilk ne de son mektubum... Sen kalbimde olduğun sürece ben yazmaya devam edeceğim. Her geçen gün biraz daha fazla özlüyorum seni. Sende beni özlüyor musun? Yoksa benim yokluğum senin için dayanılması güç bir şey değil mi? Sürekli böyle düşünceler var kafamda. Ne olur mektuplarında az da olsa merakımı gider. Beni karşılıksız bir aşkın kollarına bırakma. Yüzün, gözlerin, içimi ısıtan gülümsemen sürekli gözümün önüne geliyor. Bir an sanki yanımdasın gibi hissediyorum. Paha biçilmez bir sıcaklık doğuyor içime, sonra birden hayal aleminden kopuyorum. Odamda yapayalnız elimde fotoğrafın, üzerine damlayan birkaç damla gözyaşıyla buluyorum kendimi. Böyle zamanlarda kendimi çok çaresiz hissediyorum.  Seni son görüşüm aklıma geliyor. Üzerinden ne kadar zaman geçtiğini hesap etmeye çalışıyorum. Senden ayrı geçen zamanı tahayyül etmek gittikçe zorlaşıyor. Sonra tekrar bakıyorum elimdeki fotoğrafa, hala aynı mısın? Değiştin mi yoksa? Saçların uzamıştır belki, belki ki...

Leyla

Yıl 1989 Leyla'yı ilk kez orman yolunda gördüm. Üzerinde kırmızı bir entari, saçları iki yandan örülü, güneşte altın gibi parlıyor. Zannederim Eylül başlarıydı. Leyla'nın kolunda bir sepet, ormandan kekik, kantaron ve biraz mantar toplamış. Usul usul evine dönüyordu. Ben o sıralar mektebi yeni bitirmiş askere gitmeden evvel bir süreliğine köye dönmüştüm. Leyla'yı çocukluktan tanırdım. Ama uzun yıllardır köyden uzaktaydım. Bu süre içinde ikimizde bayağı bir büyüdük tabi, ilk gördüğüm an vurulduğum kızın Leyla olduğunu çok sonra öğrendim. Çocukken de severdim Leyla'yı ama bu çok başkaydı. Görür görmez aşkının ateşi düşmüştü yüreğime, yüreğim yangın yeriydi. Ne yapıp etmeli Leyla'ya gönlümü açmalıydım. Ee burası köylük yer öyle pat diye kızın karşısına geçip sana gönlüm düştü demek uygun olmazdı. Başladım düşünmeye, düşündüm düşündüm günler günleri kovaladı. Ben aşkımdan divane oldum. Leyla'yı görmeden gün geçiremez oldum. Zaman su misali geçti derken askere ça...

Son Nefer

Bir savaş meydanındasın, etrafta ağır bir koku var. Üstelik yapayalnızsın. Kalbin bir kuş gibi çırpınıyor, elin ayağın boşalmış. Tir tir titriyorsun. Olanları idrak etmen biraz zaman alıyor. Yavaş yavaş canlanıyor gözünün önünde meydan, etrafındaki şeylerin farkına varmaya başlıyorsun. Her yer yıkık, harabe, sağlam tek bir yapı kalmamış. Yerler kan gölü, güneş bile ışığını kaybetmiş. Hiçbir canlılık emaresi görünmüyor senden başka, ne bir karınca geziyor yerde ne de bir insan sesi var. Her yerde kan ve insan parçaları, kopuk kollar, küçük bir kız çocuğundan düştüğünü düşündüğün kurdele toka , eşi olmayan ayakkabılar.  İnsanlığın öldüğü yerdesin; burada vicdanlar kör, kalpler taşlaşmış. Kadın çocuk demeden kurşunlar sıkılmış. Burada yer yarılmış ama içine zalimler girmemiş. Zalim zulmünü edip köşesine çekilmiş. Burası şiirlerde cennet vatanım dediğiniz ama size cehennem edilen yer. Burada artık umutlu şarkılar dilden dile dolaşmayacak. Zalimlerin ayakları sizin umutlarınızı ezip ge...

Sarsıntı

 Hızlı adımlarla odaya girdi. Masanın üzerindeki her şeyi etrafa fırlattı. Bir yandan deliler gibi ağlıyor, bir yandan da bir şeyler arıyordu. Elleri titriyor hızlı nefes alıp veriyordu. İçinde yaşadığı buhranın dışa vurumuydu bu tepkiler. Sonunda aradığını bulmuştu. Hemen masaya oturdu ve okunaksız bir el yazısıyla yazmaya başladı. "Benim her hikayemin sonu gözyaşıyla bitiyor. Tamamlanmak için çıktığım her yoldan daha da eksilerek ayrılıyorum. Onaramıyorum, kapatamıyorum bazı yaralarımı. Hep aynı yerden daha da şiddetle kanıyor. Baş edemiyorum bu hisle, kalbimi paramparça etmek geliyor içimden. Bu his... Adını koyamadığım bu berbat his her seferinde alaşağı ediyor beni. Bu, bu benim zayıf noktam haline geldi. Elimde olmadan kapılıyorum. Kurtulamıyorum, paranoyaklaşıyorum.   Herkeste, her şeyde başkaca anlamlar arıyorum. Dalgınlaşıyorum, agrasifleşiyorum. Daha az konuşuyor, çokça duvarları izliyorum. Kalbim eziliyor, düşünceler beynimi ele geçiyor. En sonunda kendimi yap...

Cennetin Çocukları

 "Çocuksun sen, bu dünya sana göre değil" Mescid-i Aksa’da direnişsin. Yaşına bakılmadan kurşuna dizilmişsin. Bayramlık diye kefen giymişsin. Ramazanda dünyada, bayramda cennettesin. Çocuksun sen küçücük yaşında asırlık acı çekmişsin. Sahilde yüzüstü uzanmış bedensin Çocuksun işte dili, dini, ırkı bilmeden meleksin Bazen kahraman, bazen mucizesin On beşinde hainlerin karşısına dikilmişsin Milyonlarca insana “ iyi ki varsın” dedirtmişsin Kâh üzmüşsün, kâh güldürmüşsün Hayata bir elin baş parmağıyla tutunmuşsun Koskoca dünyaya küçücük bedeninle sığmamışsın En masum, en savunmasız yaşından vurulmuşsun Suçun, günahın neydi hiç bilmemişsin İstenmeyen dinin mensubusun, o toprak parçasında yaşıyorsun Sırf bu yüzden ölmeyi hak etmişsin Masum sivil değil, hedef olmuşsun Küçücük bedenine kocaman kalbini sığdırmışsın Dünyayı sana haince saldıracak kadar korkutmuşsun Çocuksun işte bu dünya sana göre değil Ondandır bu kirli dünyadan kaçıp cennete kavuşmuşsun Çocukluğunu yaşayamamış tüm ço...