Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kutudaki Not

29 Eylül sabahında saat 09.27 civarında sevdiği adamın kollarında ölü bulundu. 20'li yaşlarında bir kadındı. Direnme ve arbede belirtisi yoktu. Adamın kollarında gözlerini adamın gözlerine dikmiş bir şekilde hareketsiz yatıyordu. Adam karmaşık bir haldeydi. Sanki binlerce duyguyu aynı anda yaşıyormuş gibi bir hali vardı. Yüzünde hem keder, hem pişmanlık, hem utanç, hem de mutluluk izleri vardı. Ölüm nedeni henüz kesin bilinemese de ilk bulgulara göre boğularak öldürülmüş olabileceği üzerinde duruluyor. Kendi el yazısıyla yazılmış bir not detaylı aramalar sırasında eski bir kutunun içinde bulundu. Notta; "Bu not bulunduğunda ben belki de çoktan ölmüş olacağım. Sevdiğim adamın kollarında, onun gözlerine bakarak. Gördüğüm o bakışta kin ve nefret olacak. Şimdiye kadar gizliden gizliye olduğu gibi. Sebebini bilmediğim bu nefret benim sonumu getiriyor. Biliyorum ölümüm bile mutlu etmeyecek onu hatta belki daha fazla nefret edecek benden. Ama elimden bir şey gelmiyor. Ben o nefreti y...

Kaçıncı Bahar?

Önümüzdeki bahar geleceğim demiştin giderken, kaç bahar geçti sen gelmedin, ben saymayı bıraktım. Hani baharlar umut taşırdı? Benim umutlarım tükendi. Beni kör bir yalnızlığa mahkum ettin. Üstelik kucağıma umutlar bıraktın. Mevsimsizdim senden önce, şimdi sadece baharları yaşıyorum. Sen gittikten sonra beslediğin martılar gelmez oldu pencereme, bana aldığın çiçek de soldu. Hani şu beni unutma çiçeği "Sana beni unutma diyemem ama beni hatırladıkça bu çiçeği sularsın değil mi?" demiştin bana çiçeği verirken. Seni unutmam mümkün değildi ki.  Sen gidince seninle ilgili olan şeylerde terk etti beni; saatin üç çeyreği, yan komşu Nazan teyzenin börekleri, sokağın köşesinde bizi selamlayan tekir, gülümsediğim fotoğraflar, pazar kahvaltıları ve uzun yürüyüşler.  Sen gittikten sonra yemekler daha çabuk soğur oldu. Sen gittiğinden beri sanki bin yıl geçti. Ne güneş tahammül edebildi dünyaya ne de yıldızlar, geldikleri gibi gittiler.  Gök gürültüsünden korkuyorum diye yanıma gelirdin...

27 Kasım

Sevgilim;  Bu sana ne ilk ne de son mektubum... Sen kalbimde olduğun sürece ben yazmaya devam edeceğim. Her geçen gün biraz daha fazla özlüyorum seni. Sende beni özlüyor musun? Yoksa benim yokluğum senin için dayanılması güç bir şey değil mi? Sürekli böyle düşünceler var kafamda. Ne olur mektuplarında az da olsa merakımı gider. Beni karşılıksız bir aşkın kollarına bırakma. Yüzün, gözlerin, içimi ısıtan gülümsemen sürekli gözümün önüne geliyor. Bir an sanki yanımdasın gibi hissediyorum. Paha biçilmez bir sıcaklık doğuyor içime, sonra birden hayal aleminden kopuyorum. Odamda yapayalnız elimde fotoğrafın, üzerine damlayan birkaç damla gözyaşıyla buluyorum kendimi. Böyle zamanlarda kendimi çok çaresiz hissediyorum.  Seni son görüşüm aklıma geliyor. Üzerinden ne kadar zaman geçtiğini hesap etmeye çalışıyorum. Senden ayrı geçen zamanı tahayyül etmek gittikçe zorlaşıyor. Sonra tekrar bakıyorum elimdeki fotoğrafa, hala aynı mısın? Değiştin mi yoksa? Saçların uzamıştır belki, belki ki...

Leyla

Yıl 1989 Leyla'yı ilk kez orman yolunda gördüm. Üzerinde kırmızı bir entari, saçları iki yandan örülü, güneşte altın gibi parlıyor. Zannederim Eylül başlarıydı. Leyla'nın kolunda bir sepet, ormandan kekik, kantaron ve biraz mantar toplamış. Usul usul evine dönüyordu. Ben o sıralar mektebi yeni bitirmiş askere gitmeden evvel bir süreliğine köye dönmüştüm. Leyla'yı çocukluktan tanırdım. Ama uzun yıllardır köyden uzaktaydım. Bu süre içinde ikimizde bayağı bir büyüdük tabi, ilk gördüğüm an vurulduğum kızın Leyla olduğunu çok sonra öğrendim. Çocukken de severdim Leyla'yı ama bu çok başkaydı. Görür görmez aşkının ateşi düşmüştü yüreğime, yüreğim yangın yeriydi. Ne yapıp etmeli Leyla'ya gönlümü açmalıydım. Ee burası köylük yer öyle pat diye kızın karşısına geçip sana gönlüm düştü demek uygun olmazdı. Başladım düşünmeye, düşündüm düşündüm günler günleri kovaladı. Ben aşkımdan divane oldum. Leyla'yı görmeden gün geçiremez oldum. Zaman su misali geçti derken askere ça...

Son Nefer

Bir savaş meydanındasın, etrafta ağır bir koku var. Üstelik yapayalnızsın. Kalbin bir kuş gibi çırpınıyor, elin ayağın boşalmış. Tir tir titriyorsun. Olanları idrak etmen biraz zaman alıyor. Yavaş yavaş canlanıyor gözünün önünde meydan, etrafındaki şeylerin farkına varmaya başlıyorsun. Her yer yıkık, harabe, sağlam tek bir yapı kalmamış. Yerler kan gölü, güneş bile ışığını kaybetmiş. Hiçbir canlılık emaresi görünmüyor senden başka, ne bir karınca geziyor yerde ne de bir insan sesi var. Her yerde kan ve insan parçaları, kopuk kollar, küçük bir kız çocuğundan düştüğünü düşündüğün kurdele toka , eşi olmayan ayakkabılar.  İnsanlığın öldüğü yerdesin; burada vicdanlar kör, kalpler taşlaşmış. Kadın çocuk demeden kurşunlar sıkılmış. Burada yer yarılmış ama içine zalimler girmemiş. Zalim zulmünü edip köşesine çekilmiş. Burası şiirlerde cennet vatanım dediğiniz ama size cehennem edilen yer. Burada artık umutlu şarkılar dilden dile dolaşmayacak. Zalimlerin ayakları sizin umutlarınızı ezip ge...

Sarsıntı

 Hızlı adımlarla odaya girdi. Masanın üzerindeki her şeyi etrafa fırlattı. Bir yandan deliler gibi ağlıyor, bir yandan da bir şeyler arıyordu. Elleri titriyor hızlı nefes alıp veriyordu. İçinde yaşadığı buhranın dışa vurumuydu bu tepkiler. Sonunda aradığını bulmuştu. Hemen masaya oturdu ve okunaksız bir el yazısıyla yazmaya başladı. "Benim her hikayemin sonu gözyaşıyla bitiyor. Tamamlanmak için çıktığım her yoldan daha da eksilerek ayrılıyorum. Onaramıyorum, kapatamıyorum bazı yaralarımı. Hep aynı yerden daha da şiddetle kanıyor. Baş edemiyorum bu hisle, kalbimi paramparça etmek geliyor içimden. Bu his... Adını koyamadığım bu berbat his her seferinde alaşağı ediyor beni. Bu, bu benim zayıf noktam haline geldi. Elimde olmadan kapılıyorum. Kurtulamıyorum, paranoyaklaşıyorum.   Herkeste, her şeyde başkaca anlamlar arıyorum. Dalgınlaşıyorum, agrasifleşiyorum. Daha az konuşuyor, çokça duvarları izliyorum. Kalbim eziliyor, düşünceler beynimi ele geçiyor. En sonunda kendimi yap...

Cennetin Çocukları

 "Çocuksun sen, bu dünya sana göre değil" Mescid-i Aksa’da direnişsin. Yaşına bakılmadan kurşuna dizilmişsin. Bayramlık diye kefen giymişsin. Ramazanda dünyada, bayramda cennettesin. Çocuksun sen küçücük yaşında asırlık acı çekmişsin. Sahilde yüzüstü uzanmış bedensin Çocuksun işte dili, dini, ırkı bilmeden meleksin Bazen kahraman, bazen mucizesin On beşinde hainlerin karşısına dikilmişsin Milyonlarca insana “ iyi ki varsın” dedirtmişsin Kâh üzmüşsün, kâh güldürmüşsün Hayata bir elin baş parmağıyla tutunmuşsun Koskoca dünyaya küçücük bedeninle sığmamışsın En masum, en savunmasız yaşından vurulmuşsun Suçun, günahın neydi hiç bilmemişsin İstenmeyen dinin mensubusun, o toprak parçasında yaşıyorsun Sırf bu yüzden ölmeyi hak etmişsin Masum sivil değil, hedef olmuşsun Küçücük bedenine kocaman kalbini sığdırmışsın Dünyayı sana haince saldıracak kadar korkutmuşsun Çocuksun işte bu dünya sana göre değil Ondandır bu kirli dünyadan kaçıp cennete kavuşmuşsun Çocukluğunu yaşayamamış tüm ço...

Sihirli Gece

  Dolunayın tüm ihtişamıyla gökyüzünde asıldığı bir gece. Hava açık, ılık bir esinti ve dokunduğu yere çiçekler serpen yumuşak bir yağmur var. En büyük acılar böyle güzel gecelerde çekilmeli bence. Gözyaşlarını silen ipeksi yağmur damlaları olmalı böyle zamanlarda. Seninle birlikte ağlamalı bulutlar ve tüm dertler yağmur damlalarına karışıp süzülmeli ince, beyaz parmaklardan. Çoğu acının devası olan "sihirli gece" bu gece. Efkarın başımda harelediği, derin bir bulantı hissi veren, yoğun, yapış yapış bir sis bulutunun eşliğinde alıp başımı, bilinmezlik caddesinden yalnızlık sokağına sapıp ağlama kaldırımına doğru sakin adımlarla yürüme gecesi...  Seslerin ve renklerin huzurumu kaçırdığı solmuş bir hayatın mahpusuyum. Huzuru huzursuzluk zannettiğim günleri yaşıyorum. Kuş cıvıltıları kulaklarımı tırmalıyor. Düzene yenik aşklar büyütüyorum içimde. İçimde büyüyen şeyler beni aşıyor. Umutsuzluğu iliklerimde hissediyorum. Öylesine yalnızım ve bu yalnızlıkla mutluyum saçma bir şekild...

Sevgili kendim;

  Ne zaman düşersen, çıkmazda hissedersen şuan söyleyeceklerimi dinle... Hayat çoğu zaman düz bir yol olmuyor. İnişler, çıkışlar ve hatta çıkmazlarla dolu... Ne olursa olsun kendine hep inan. Hatalar yapabilirsin ama hatalarından ders çıkarmayı da en iyi sen bilirsin. Hayatı tüm zorluklarıyla gör ve kabul et. Yara almadan yaşamak mümkün görünmüyor. Yaralarından çiçek yetiştirmeye bak. Her şeye rağmen çok güzelsin ve hayatını ancak sen güzelleştirebilirsin. Biliyorum bazen kendini suçladığın zamanlar, kalbine bıçak saplandığını hissettiğin anlar oluyor. Sen bu anların sonsuza kadar süreceğini zannediyorsun. Aslında sadece an'dan ibaretler. Gün gelecek hiçbirini hatırlamayacaksın. Unutma hiçbir dert devasız değil ve hiçbir şey senden daha önemli değil.

Alaaddin

Ne var biliyor musun Alaaddin? İçimde sana koşmak isteyen binlerce yılkı atı var Sana olan sevgimin uçsuz bucaksız okyanusları  Alaaddin sende bilinmez bir hal var Her halinin bende bir yansıması Sana duyduğum hudutsuz bir güven var Sana gelmemi engelleyen duvarların Alaaddin adının her harfi bende yüz yıl demek Her hecende bir ömür saklı Elinin her parmağında benim yüzüm var Benim yüzümde senin her bir parmağının izi  Ellerin derya, kalbin kalbime ayna Alaaddin sende bambaşka bir dünya var Senin dünyanda benim gizli bir yerim  Beni aşikar etme Beni aşkın ateşinde kül et, Savur küllerimi Alaaddin Küllerim rüzgarda sana koşar Beni küllerimden yeniden var et

Beyoğlu Güzeli

  Kiminle iki kelam etsem ardı sıra yakınmaya başlıyor. Neymiş efendim hep senden dem vuruyormuşum. Ne aptal adammışım ben. Senden başka bir şey konuşmaz, görmez olmuşum. Beni efsunladığına dair söylentiler dolaşmaya başlamış semtin ara sokaklarında. Yalan mı a canım? Efsunlamadın mı beni? O mağrur bakışlarınla, baktıkça içinde kaybolduğum deniz köpüğü gözlerinle, beni görünce al al olan elmacıklarınla... Aklım uçup gitmedi mi başımdan? Hem halt etmiş onlar. Senin gibi güzeli görüp de aklı uçmayacak delikanlı var mıdır şu Beyoğlu'nda? Bilmez miyim sana vurgun nicesi. Belli olmuyor sanıyorlar oysa sen geçerken sokaktan bir ben değil onlar da efsunlanıyorlar. Gizliden gizliye düşlüyorlar seni. Ne yazık ki senin kalbini evvelden çaldığımı bilmiyorlar. Senin de bana efsunlandığını, gözünün benden başkasına kör, dilinin lâl olduğunu bilmiyorlar.  Güzeller güzeli sevgilim. Beyoğlu güzelim. Ne zaman aşktan söz açılsa "bırakın şu yalan dolan sözleri aşk da neymiş, Beyoğlu'nda nerd...

Küstüm Çiçeği

  Küstüm çiçeğini bilir misiniz? Kendine has bir özelliği vardır. Dokunduğun zaman yapraklarını kapatır. Kimileri hayran oluyor onun bu özelliğine, ben ise üzülüyorum. Onun bu narin yapısı bana çocukları ve kadınları hatırlatıyor. İzinsiz dokunulduğunda yapraklarını kapatarak kendini korumaya alması, sürekli kendini korumak zorunda hissetmesi ve tetikte yaşaması o muazzam refleksi sayesinde kendini tehlikelerden korumayı başarması. Biz de bunun benzeri bir şekilde rahatsız olduğumuz durumlara maruz kaldığımızda içimize kapanıyoruz, hayata küsüyoruz. Sanki bir suçumuz varmış gibi, utanılması gereken bir şeyler yapmışız gibi. Çünkü toplumun bakışı bu yönde kadınsan veya çocuksan kendini korumak zorundasın. Koruyamadıysan suçlusun, utanman, kendini eve kapatman ve insan içine çıkmaman gerekiyor. Bu tür baskılar, psikolojik şiddet malesef ki bizim toplumumuzda oldukça fazla ve bunu değiştirmek için hiçbir şey yapamıyoruz. Bu ülkede her gün kadınlar ölüyor çeşitli sebeplerle; kimisi yem...

Yolumu Aydınlatan Yıldız

Bugün ilk kez ninesinin son zamanlarını geçirdiği kasabaya gidecekti. Çok heyecanlıydı ve çok fazla şey merak ediyordu. Annesinden dinlediği hikayelerin gerçek olup olmadığını anlayabilecekti sonunda. Kasaba şehirden bi hayli uzaktaydı ve tam bi' cennetti. Orayı seveceğinden emindi. Yol boyunca arabanın penceresinden dışarıyı izledi. Şehirden yavaş yavaş uzaklaşmak ve o dönüşümü izlemek hoşuna gidiyordu. Beton yığınlarından yeşilliklere doğru...  Bi kaç saat sonra kasabaya varmışlardı. Hemen etrafı keşfe çıktı. Biraz bahçede oyalandıktan sonra eve girdi. Esas merakını giderecek şeyleri içeride bulacağını biliyordu. Öyle de oldu. Her yer anılarla doluydu. Eski fotoğraflar, günlükler ve bir sürü mektup... Gözüne kestirdiği mektuplardan bi' kaç tanesini hızla inceledi. Sonra gözüne başka bi' mektup ilişti. Bu farklıydı. Çünkü bi muhatabı yoktu. Sanki alelacele yazılmıştı. Hemen okumaya koyuldu: "Lanet dünyaya ışığa yürümeden önceki son sözlerim; Birini sevdiğin zaman anlı...

Orman Kokan Adam

 Tüm kızıllığıyla ömrümüze elbet bir güneş doğacak. O gün geldiğinde aklında da kalbinde de hala ben olacağım. Belki çok uzun zaman geçmiş olacak, belki saçlarında karlar olacak. Ama gözlerin hala çok güzel bakacak. Gözlerine baktığımda hep kendimi göreceğim. O okyanustaki tek balık ben olacağım. Seni düşünürken o zaman bile burnumda orman kokusu olacak. Sen benim için her zaman 'orman kokan adam' olarak kalacaksın. Gözümde canlanan o görüntüyü asla değiştiremezsin mesela. Yüksek bir dağda etrafında çamlar, meşeler, ladinler... Soğuk bir kış sabahı, uçurumun kenarında sis denizi, vakur bir tavırla dikiliyorsun. Elinde canın sıkıldıkça şiir karaladığın küçük deri kaplı defterin ve kalemin var. Bu fotoğraf benim hafızama kazınmış. Seninle bütünleşmiş sanki.  "Orman kokan okyanus gözlü adam" bir erguvan mevsiminde değmişti gözlerin gözlerime sonra tüm mevsimler erguvan mevsimi oldu benim gözümde. Yaz, kış yoktu artık. Her daim erguvanlar dalında. Sevginin iyileştirici gü...

Kırmızı Kapılı Ahşap Ev

 Sanki milyonlarca yıldır ayaktaydı. Eski olduğu kadar ihtişamlı ve heybetliydi. Yıllara meydan okuyordu. Duvarlarının dili yoktu ama çok ölüme şahit olmuştu kırmızı kapılı ahşap ev. Kapıdan girdiğin an kesif bir koku çarpıyordu suratına ve tüm anıların film şeridi gibi geçiyordu gözünün önünden. Manevi yönü yüksek bir avlusu vardı. Alıp seni bambaşka bir yerlere götürüyordu. Zaman makinasının gerçek olduğuna inansam kesinlikle bu avluda olduğunu söylerdim. O kapıya dokunmak bile yetiyordu beni çocukluğuma götürmeye. Az aşındırmamıştım o kapıyı, o avluda az koşturmamıştım. Düşüp yaraladığım dizlerim de cabası üstelik. Avludaki aynı yaşta olduğum erik ağacı en sevdiğim arkadaşımdı. Ben doğduğumda dikilmişti bana hediye olarak. Benim çocukluğum o erik ağacının tepesinde geçti. Onun üstünde yaptığım rüzgar danslarıyla, toplayıp mahalledeki çocuklara dağıttığım erikleriyle, gölgesinde dinlediğim masallarla ve daha nicesiyle. Sadece çocukluğum değil gençliğimde bu kırmızı kapının arkası...

Birdenbire

Birdenbire bir şey sarıyor etrafımı. Ben bu karmaşık duygularla baş edemem. Kafamın içinde tüm dünyanın masalları. Bambaşka diller, bambaşka kültürler.  Birdenbire yıldızlar kayıyor gökyüzünden ardı sıra. Hepsine ayrı dilekler tutamam, yetişemiyorum hızlarına. Zaten tek bir dileğim var. Gerçekleşmesi imkansız gökyüzündeki tüm yıldızlar benim için kaysa bile.  Birdenbire her şey güzelleşiyor. Gecenin yarımında güneş doğuyor sanki. Gönlüm genişliyor, nefes aldığımı hissediyorum uzun zaman sonra. Bu his çok uzak bana, ben boğazımda düğümlenen nefesle yaşamaya alışmışım. Böylesi çok zor, çok sıradışı. Birdenbire uçsuz bucaksız bir çölde buluyorum kendimi. Aklımda binbir düşünceyle çölün kızgın kumlarında yürüyorum. Yönüm yok, mevsimimim yok ama yolum açık. Göçmen kuşlar rehberlik ediyor bana. Kalbimin soğuk iklimlerinden göç edeceğim onlarla.  Birdenbire uyanıyorum kaygısız rüyalardan. Yatağımdayım, elimde kağıt kalem. Karalamışım yine gönül yorgunluğumu. Anlamsız birkaç keli...

Kendini Yiyen Adam

 Her tebessümünün ardında ayrı bir hüzün yatıyordu. Zaten tebessümleri en fazla birkaç saniye sürerdi. Ardından hemen kararırdı gözleri. Bu karartı yüzüne bambaşka bir anlam yüklerdi. Öyle zamanlarda ona çok üzülürdüm. Onu alıp kalbime sokasım, orada ona bir dünya kurasım gelirdi. Hemen sonra bu düşünceleri silerdim aklımdan. Dahası kızardım kendime nasıl böyle şeyler geçiririm aklımdan diye. Beni mutlu eden bu düşünceleri başka birisi duysa dünya başımıza yıkılırdı. Buna ne onun serçe yüreği dayanabilirdi ne de ben onun üzülmesine dayanabilirdim. O yüzden içimden fışkıran çağlayanları dizginlemek zorundaydım. Bu sevgi içimi kemiriyordu. Ben ise elimden bir şey gelmeden buna müsade ediyordum. Ne yapabilirdim ki imkanların da imkansızlaştığı bir hikayeydi bu. Üstelik benim yüreğime konan kelebeğin onu yüreğinde dolaşıp dolaşmadığını dahi bilmiyordum. Aptal bir aşık gibi her hareketine bir anlam yüklüyordum. Sonra yüklediğim her bir anlamı yapboz parçaları gibi birleştirip onun da ba...

Veda mektubu

Yasında kelebekler bir günlük ömürlerinin Ve ben bin yılda bir gün mutlu olmadım Ah'lar, keşkeler yok içimde Yeniden doğsam yine aynı hayatı yaşardım Ve yine hiç mutlu olmazdım Mutsuzluğa vakfedilmiş bir hayat Yaşamaya değer mi bilinmez Sonsuz uğultularıyla gıcırdayan parkelerin Üzerinde usul usul yürüyerek Bu devrin pencerelerini kapatmak gerek Uzun uzun anlatmak istemez Son toz taneleri dökülüyor kum saatinden Gelirse ufuktan göçmen kuşlar Sana onlarla haber ederim Akıbeti günbegün yarınımdan Gaybı bilemem lakin hissederim Veda vakti yaklaşıyor dağların ardından Kızıl oklarıyla bulutları yararak Ne sana ne de anılara bu veda Her gidişinle biraz daha eksilen bana Bu mektup sonun başlangıcı; Başka yarınlarda, başka ışıklı günlerde  başkaca ben ve bambaşka sen Bilinmez bir diyarda yeniden Güneşli şarkılar söyleyeceğiz

Mehlikâ

Göğsümde 150 yıllık mektubun var. Bilmem kaç yaşımdayım. Saymayı bırakalı yüzyıllar oldu. Mektubun mürekkebi gibi soldu gitti güzelliğim.  Ne diyordun mektubun başında "ay yüzlü sevdiğim". Artık ne güzel yüzüm var ne de seni deli gibi seven çocuk kalbim. Yaşlandıkça hafızam yavaşlıyor, kalbim gibi o da teklemeye başladı. Yüzünle beraber güzel hatıralarda siliniyor artık.  Şimdi yanımda olsaydın; yine eskisi gibi güzel gözlerinle baksaydın yüzüme, saçlarımda dolaşsaydı ellerin, ay yüzlüm diye seslenseydin bana. Ama artık imkansız, sen artık çok uzaklardasın. Üstelik uzun yıllar oldu seni kaybedeli. Belki beni izliyorsundur bir yerlerden, yanımda, yakınımdasındır.  Senden bana kalan tek şey mürekkebi solmuş mektup. Bu mektup benim hazinem. Bu kağıdın üzerinde hala senin izlerin var. Dokunuşun, gözyaşlarının kuruyan izi, hep çok beğendiğim el yazın, inanır mısın kokun bile var bu kağıtta.  Kalbimde sana hissettiğim özlem ve sensiz geçen günlerin sızısı var. Senden sonr...

Sana'

Sana yazıyorum şiirlerin en mükemmelini,  Hiç söylenmemiş sözleri, Bir şeyin güzel olması için adınla başlaması yetiyor. Sana olan aşkım dilimden değil gözlerimden dökülüyor. Bir rüzgarla kokun geliyor,  Gördüğüm herkes senin yüzünü taşıyor. Yüzünde yağmurlar ve çiçekler, Yüzünde dünya kadar umut var. Yüzün tertemiz gök, pamuktan bulutlar. Sevgilim; yüzünde kaç yıldızın imzası var?