Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Birdenbire

Birdenbire bir şey sarıyor etrafımı. Ben bu karmaşık duygularla baş edemem. Kafamın içinde tüm dünyanın masalları. Bambaşka diller, bambaşka kültürler.  Birdenbire yıldızlar kayıyor gökyüzünden ardı sıra. Hepsine ayrı dilekler tutamam, yetişemiyorum hızlarına. Zaten tek bir dileğim var. Gerçekleşmesi imkansız gökyüzündeki tüm yıldızlar benim için kaysa bile.  Birdenbire her şey güzelleşiyor. Gecenin yarımında güneş doğuyor sanki. Gönlüm genişliyor, nefes aldığımı hissediyorum uzun zaman sonra. Bu his çok uzak bana, ben boğazımda düğümlenen nefesle yaşamaya alışmışım. Böylesi çok zor, çok sıradışı. Birdenbire uçsuz bucaksız bir çölde buluyorum kendimi. Aklımda binbir düşünceyle çölün kızgın kumlarında yürüyorum. Yönüm yok, mevsimimim yok ama yolum açık. Göçmen kuşlar rehberlik ediyor bana. Kalbimin soğuk iklimlerinden göç edeceğim onlarla.  Birdenbire uyanıyorum kaygısız rüyalardan. Yatağımdayım, elimde kağıt kalem. Karalamışım yine gönül yorgunluğumu. Anlamsız birkaç keli...

Kendini Yiyen Adam

 Her tebessümünün ardında ayrı bir hüzün yatıyordu. Zaten tebessümleri en fazla birkaç saniye sürerdi. Ardından hemen kararırdı gözleri. Bu karartı yüzüne bambaşka bir anlam yüklerdi. Öyle zamanlarda ona çok üzülürdüm. Onu alıp kalbime sokasım, orada ona bir dünya kurasım gelirdi. Hemen sonra bu düşünceleri silerdim aklımdan. Dahası kızardım kendime nasıl böyle şeyler geçiririm aklımdan diye. Beni mutlu eden bu düşünceleri başka birisi duysa dünya başımıza yıkılırdı. Buna ne onun serçe yüreği dayanabilirdi ne de ben onun üzülmesine dayanabilirdim. O yüzden içimden fışkıran çağlayanları dizginlemek zorundaydım. Bu sevgi içimi kemiriyordu. Ben ise elimden bir şey gelmeden buna müsade ediyordum. Ne yapabilirdim ki imkanların da imkansızlaştığı bir hikayeydi bu. Üstelik benim yüreğime konan kelebeğin onu yüreğinde dolaşıp dolaşmadığını dahi bilmiyordum. Aptal bir aşık gibi her hareketine bir anlam yüklüyordum. Sonra yüklediğim her bir anlamı yapboz parçaları gibi birleştirip onun da ba...

Veda mektubu

Yasında kelebekler bir günlük ömürlerinin Ve ben bin yılda bir gün mutlu olmadım Ah'lar, keşkeler yok içimde Yeniden doğsam yine aynı hayatı yaşardım Ve yine hiç mutlu olmazdım Mutsuzluğa vakfedilmiş bir hayat Yaşamaya değer mi bilinmez Sonsuz uğultularıyla gıcırdayan parkelerin Üzerinde usul usul yürüyerek Bu devrin pencerelerini kapatmak gerek Uzun uzun anlatmak istemez Son toz taneleri dökülüyor kum saatinden Gelirse ufuktan göçmen kuşlar Sana onlarla haber ederim Akıbeti günbegün yarınımdan Gaybı bilemem lakin hissederim Veda vakti yaklaşıyor dağların ardından Kızıl oklarıyla bulutları yararak Ne sana ne de anılara bu veda Her gidişinle biraz daha eksilen bana Bu mektup sonun başlangıcı; Başka yarınlarda, başka ışıklı günlerde  başkaca ben ve bambaşka sen Bilinmez bir diyarda yeniden Güneşli şarkılar söyleyeceğiz

Mehlikâ

Göğsümde 150 yıllık mektubun var. Bilmem kaç yaşımdayım. Saymayı bırakalı yüzyıllar oldu. Mektubun mürekkebi gibi soldu gitti güzelliğim.  Ne diyordun mektubun başında "ay yüzlü sevdiğim". Artık ne güzel yüzüm var ne de seni deli gibi seven çocuk kalbim. Yaşlandıkça hafızam yavaşlıyor, kalbim gibi o da teklemeye başladı. Yüzünle beraber güzel hatıralarda siliniyor artık.  Şimdi yanımda olsaydın; yine eskisi gibi güzel gözlerinle baksaydın yüzüme, saçlarımda dolaşsaydı ellerin, ay yüzlüm diye seslenseydin bana. Ama artık imkansız, sen artık çok uzaklardasın. Üstelik uzun yıllar oldu seni kaybedeli. Belki beni izliyorsundur bir yerlerden, yanımda, yakınımdasındır.  Senden bana kalan tek şey mürekkebi solmuş mektup. Bu mektup benim hazinem. Bu kağıdın üzerinde hala senin izlerin var. Dokunuşun, gözyaşlarının kuruyan izi, hep çok beğendiğim el yazın, inanır mısın kokun bile var bu kağıtta.  Kalbimde sana hissettiğim özlem ve sensiz geçen günlerin sızısı var. Senden sonr...

Sana'

Sana yazıyorum şiirlerin en mükemmelini,  Hiç söylenmemiş sözleri, Bir şeyin güzel olması için adınla başlaması yetiyor. Sana olan aşkım dilimden değil gözlerimden dökülüyor. Bir rüzgarla kokun geliyor,  Gördüğüm herkes senin yüzünü taşıyor. Yüzünde yağmurlar ve çiçekler, Yüzünde dünya kadar umut var. Yüzün tertemiz gök, pamuktan bulutlar. Sevgilim; yüzünde kaç yıldızın imzası var?

Hiçlik

  Penceresinden sızan güneş ışınlarının gözlerine temas etmesiyle uyandı. İlk işi saate bakmak oldu, saat henüz sekizi birkaç dakika geçiyordu. Bu kadar erken uyandığı için kendisine sinirlendi. Kafasını yastığa gömüp tekrar uyumaya çalışsa da nafileydi uykusu çoktan açılmıştı. Söylenerek yataktan kalktı. Sendeleyerek banyoya doğru yürümeye başladı. Aynada gördüğü suret ona artık ızdırap vermiyordu. Yine de olabildiğince az karşılaşmaya çalışıyordu kendisiyle. Hızlı ve mekanik hareketlerle dişlerini fırçalayıp, elini yüzünü yıkadı ve banyoyu terketti. Tekrar odasına döndüğünde tüm günlerini hatta haftalarını geçirdiği bu dört duvarı gözleriyle süzmeye başladı. İki tane büyük ahşap pencere, beyaz başlıklı dağınık yatağı, hemen yanında üzerinde yarım bıraktığı kitabının bulunduğu beyaz küçük komodin, yerde etnik desenli yuvarlak kilim, pencerenin hemen önünde arasıra yazı işlerini hallettiği çalışma masası ve yatağının karşısında beyaz ahşap giysi dolabı vardı. Dolabın önüne dikildi,...

Geleceğe Mektup

Sevgili gelecek; Gelirken bavuluna umutlu günler koy. Zira umuda hasret yüreğim. Penceresinde çiçek olan evler olsun gelecekte, umudun çiçekleri. Dünya daha temiz, insanlar daha saf olsun. Gökyüzü kirlenmemiş olsun. Ayaklarımız çimenlere bassın, gözümüz uçsuz bucaksız denizleri seyretsin. Kuşlar kanat çırpsın sonsuz mavilikte, martılara simit atalım yine. Sırtımızı dağlara değil, insanlara yaslayabilelim mesela. Güvenmek şimdi ki kadar zor olmasın. Açlık ve susuzluk ölüm sebebi olmasın ya da sadece kadın veya hayvan olduğu için ölmesin hiçbir canlı. Yaşamanın kıymetini bilelim doyasıya. Sevgi çağı olsun, kin, nefret ya da teknoloji çağı değil. Sevgili gelecek umutlu günler koy bavuluna...