Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Orman Kokan Adam

 Tüm kızıllığıyla ömrümüze elbet bir güneş doğacak. O gün geldiğinde aklında da kalbinde de hala ben olacağım. Belki çok uzun zaman geçmiş olacak, belki saçlarında karlar olacak. Ama gözlerin hala çok güzel bakacak. Gözlerine baktığımda hep kendimi göreceğim. O okyanustaki tek balık ben olacağım. Seni düşünürken o zaman bile burnumda orman kokusu olacak. Sen benim için her zaman 'orman kokan adam' olarak kalacaksın. Gözümde canlanan o görüntüyü asla değiştiremezsin mesela. Yüksek bir dağda etrafında çamlar, meşeler, ladinler... Soğuk bir kış sabahı, uçurumun kenarında sis denizi, vakur bir tavırla dikiliyorsun. Elinde canın sıkıldıkça şiir karaladığın küçük deri kaplı defterin ve kalemin var. Bu fotoğraf benim hafızama kazınmış. Seninle bütünleşmiş sanki.  "Orman kokan okyanus gözlü adam" bir erguvan mevsiminde değmişti gözlerin gözlerime sonra tüm mevsimler erguvan mevsimi oldu benim gözümde. Yaz, kış yoktu artık. Her daim erguvanlar dalında. Sevginin iyileştirici gü...

Kırmızı Kapılı Ahşap Ev

 Sanki milyonlarca yıldır ayaktaydı. Eski olduğu kadar ihtişamlı ve heybetliydi. Yıllara meydan okuyordu. Duvarlarının dili yoktu ama çok ölüme şahit olmuştu kırmızı kapılı ahşap ev. Kapıdan girdiğin an kesif bir koku çarpıyordu suratına ve tüm anıların film şeridi gibi geçiyordu gözünün önünden. Manevi yönü yüksek bir avlusu vardı. Alıp seni bambaşka bir yerlere götürüyordu. Zaman makinasının gerçek olduğuna inansam kesinlikle bu avluda olduğunu söylerdim. O kapıya dokunmak bile yetiyordu beni çocukluğuma götürmeye. Az aşındırmamıştım o kapıyı, o avluda az koşturmamıştım. Düşüp yaraladığım dizlerim de cabası üstelik. Avludaki aynı yaşta olduğum erik ağacı en sevdiğim arkadaşımdı. Ben doğduğumda dikilmişti bana hediye olarak. Benim çocukluğum o erik ağacının tepesinde geçti. Onun üstünde yaptığım rüzgar danslarıyla, toplayıp mahalledeki çocuklara dağıttığım erikleriyle, gölgesinde dinlediğim masallarla ve daha nicesiyle. Sadece çocukluğum değil gençliğimde bu kırmızı kapının arkası...

Birdenbire

Birdenbire bir şey sarıyor etrafımı. Ben bu karmaşık duygularla baş edemem. Kafamın içinde tüm dünyanın masalları. Bambaşka diller, bambaşka kültürler.  Birdenbire yıldızlar kayıyor gökyüzünden ardı sıra. Hepsine ayrı dilekler tutamam, yetişemiyorum hızlarına. Zaten tek bir dileğim var. Gerçekleşmesi imkansız gökyüzündeki tüm yıldızlar benim için kaysa bile.  Birdenbire her şey güzelleşiyor. Gecenin yarımında güneş doğuyor sanki. Gönlüm genişliyor, nefes aldığımı hissediyorum uzun zaman sonra. Bu his çok uzak bana, ben boğazımda düğümlenen nefesle yaşamaya alışmışım. Böylesi çok zor, çok sıradışı. Birdenbire uçsuz bucaksız bir çölde buluyorum kendimi. Aklımda binbir düşünceyle çölün kızgın kumlarında yürüyorum. Yönüm yok, mevsimimim yok ama yolum açık. Göçmen kuşlar rehberlik ediyor bana. Kalbimin soğuk iklimlerinden göç edeceğim onlarla.  Birdenbire uyanıyorum kaygısız rüyalardan. Yatağımdayım, elimde kağıt kalem. Karalamışım yine gönül yorgunluğumu. Anlamsız birkaç keli...

Kendini Yiyen Adam

 Her tebessümünün ardında ayrı bir hüzün yatıyordu. Zaten tebessümleri en fazla birkaç saniye sürerdi. Ardından hemen kararırdı gözleri. Bu karartı yüzüne bambaşka bir anlam yüklerdi. Öyle zamanlarda ona çok üzülürdüm. Onu alıp kalbime sokasım, orada ona bir dünya kurasım gelirdi. Hemen sonra bu düşünceleri silerdim aklımdan. Dahası kızardım kendime nasıl böyle şeyler geçiririm aklımdan diye. Beni mutlu eden bu düşünceleri başka birisi duysa dünya başımıza yıkılırdı. Buna ne onun serçe yüreği dayanabilirdi ne de ben onun üzülmesine dayanabilirdim. O yüzden içimden fışkıran çağlayanları dizginlemek zorundaydım. Bu sevgi içimi kemiriyordu. Ben ise elimden bir şey gelmeden buna müsade ediyordum. Ne yapabilirdim ki imkanların da imkansızlaştığı bir hikayeydi bu. Üstelik benim yüreğime konan kelebeğin onu yüreğinde dolaşıp dolaşmadığını dahi bilmiyordum. Aptal bir aşık gibi her hareketine bir anlam yüklüyordum. Sonra yüklediğim her bir anlamı yapboz parçaları gibi birleştirip onun da ba...

Veda mektubu

Yasında kelebekler bir günlük ömürlerinin Ve ben bin yılda bir gün mutlu olmadım Ah'lar, keşkeler yok içimde Yeniden doğsam yine aynı hayatı yaşardım Ve yine hiç mutlu olmazdım Mutsuzluğa vakfedilmiş bir hayat Yaşamaya değer mi bilinmez Sonsuz uğultularıyla gıcırdayan parkelerin Üzerinde usul usul yürüyerek Bu devrin pencerelerini kapatmak gerek Uzun uzun anlatmak istemez Son toz taneleri dökülüyor kum saatinden Gelirse ufuktan göçmen kuşlar Sana onlarla haber ederim Akıbeti günbegün yarınımdan Gaybı bilemem lakin hissederim Veda vakti yaklaşıyor dağların ardından Kızıl oklarıyla bulutları yararak Ne sana ne de anılara bu veda Her gidişinle biraz daha eksilen bana Bu mektup sonun başlangıcı; Başka yarınlarda, başka ışıklı günlerde  başkaca ben ve bambaşka sen Bilinmez bir diyarda yeniden Güneşli şarkılar söyleyeceğiz

Mehlikâ

Göğsümde 150 yıllık mektubun var. Bilmem kaç yaşımdayım. Saymayı bırakalı yüzyıllar oldu. Mektubun mürekkebi gibi soldu gitti güzelliğim.  Ne diyordun mektubun başında "ay yüzlü sevdiğim". Artık ne güzel yüzüm var ne de seni deli gibi seven çocuk kalbim. Yaşlandıkça hafızam yavaşlıyor, kalbim gibi o da teklemeye başladı. Yüzünle beraber güzel hatıralarda siliniyor artık.  Şimdi yanımda olsaydın; yine eskisi gibi güzel gözlerinle baksaydın yüzüme, saçlarımda dolaşsaydı ellerin, ay yüzlüm diye seslenseydin bana. Ama artık imkansız, sen artık çok uzaklardasın. Üstelik uzun yıllar oldu seni kaybedeli. Belki beni izliyorsundur bir yerlerden, yanımda, yakınımdasındır.  Senden bana kalan tek şey mürekkebi solmuş mektup. Bu mektup benim hazinem. Bu kağıdın üzerinde hala senin izlerin var. Dokunuşun, gözyaşlarının kuruyan izi, hep çok beğendiğim el yazın, inanır mısın kokun bile var bu kağıtta.  Kalbimde sana hissettiğim özlem ve sensiz geçen günlerin sızısı var. Senden sonr...

Sana'

Sana yazıyorum şiirlerin en mükemmelini,  Hiç söylenmemiş sözleri, Bir şeyin güzel olması için adınla başlaması yetiyor. Sana olan aşkım dilimden değil gözlerimden dökülüyor. Bir rüzgarla kokun geliyor,  Gördüğüm herkes senin yüzünü taşıyor. Yüzünde yağmurlar ve çiçekler, Yüzünde dünya kadar umut var. Yüzün tertemiz gök, pamuktan bulutlar. Sevgilim; yüzünde kaç yıldızın imzası var?