Penceresinden sızan güneş ışınlarının gözlerine temas etmesiyle uyandı. İlk işi saate bakmak oldu, saat henüz sekizi birkaç dakika geçiyordu. Bu kadar erken uyandığı için kendisine sinirlendi. Kafasını yastığa gömüp tekrar uyumaya çalışsa da nafileydi uykusu çoktan açılmıştı. Söylenerek yataktan kalktı. Sendeleyerek banyoya doğru yürümeye başladı. Aynada gördüğü suret ona artık ızdırap vermiyordu. Yine de olabildiğince az karşılaşmaya çalışıyordu kendisiyle. Hızlı ve mekanik hareketlerle dişlerini fırçalayıp, elini yüzünü yıkadı ve banyoyu terketti. Tekrar odasına döndüğünde tüm günlerini hatta haftalarını geçirdiği bu dört duvarı gözleriyle süzmeye başladı. İki tane büyük ahşap pencere, beyaz başlıklı dağınık yatağı, hemen yanında üzerinde yarım bıraktığı kitabının bulunduğu beyaz küçük komodin, yerde etnik desenli yuvarlak kilim, pencerenin hemen önünde arasıra yazı işlerini hallettiği çalışma masası ve yatağının karşısında beyaz ahşap giysi dolabı vardı. Dolabın önüne dikildi, hızlıca üzerine bir şeyler geçirdi. Komodinin üzerindeki cam sürahiyi alıp, pencerenin önüne koyduğu begonvil ve sardunyalardan oluşan birkaç saksıyı suladı. Birden içinde bir ezilme hissetti. Acıktığını farketti. Mutfağa doğru ilerledi ve buzdolabını açtı, bomboştu. Zaten bir şey yiyecek durumda da değildi. Yapacak hiçbir işi, yanına gidebileceği hiç kimse yoktu. Salona geçip gri tekli koltuğa oturdu. Kafasını kurcalayan saplanıp kaldığı düşünceler vardı. İnsanlardan ne kadar uzaklaştığını düşündü. Hatta onlardan köşe bucak kaçtığını anımsadı. İşini bırakmış, çok mecbur kalmadıkça hiç dışarıya çıkmıyordu. Bir insanla göz göze gelmemek için pencereden bile bakmıyordu neredeyse. Onu bu hale getiren neydi peki? Buna bir türlü cevap bulamıyordu. Tek bildiği insanlardan tiksiniyor olduğuydu. Bu düşünceler içinde koltukta uyuyakaldı. Bir tıkırtı sesiyle ürpererek uyandı. Birkaç saat uyumuştu orada öylece. Kalktı pencerenin önüne yürüdü, her gün beslediği güvercinlerdi gelen. Başka kim olabilirdi ki zaten. İnsanlar onun kapısını yanlışlıkla bile çalmazlardı. Belki de korkuyorlardı ondan hatta deli olduğunu bile düşüyor olabilirlerdi. Bu düşüncelerden sıyrılıp mutfağa yöneldi ve güvercinler için ayırdığı ekmek kırıntılarını alıp pencerenin önüne döndü. Ekmek kırıntılarını koyup güvercinlerin kahvaltısını seyretti. Bu sırada aklına buzdolabının tam takır olduğu geldi ve yiyecek bir şeyler almak için dışarı çıkmaya karar verdi. Temiz hava almak belki ona iyi gelebilirdi. Aklındaki düşünceler onu karamsar bir girdaba sokmuştu. Kasvetli bir hava vardı bu hava onun duygularını besliyordu. Düşüncelere o kadar dalmıştı ki nereye yürüdüğünün farkında değildi. Ayakları sanki onu bir yere götürmek istiyordu. Bu ritme kapıldı ve kendini sahilde buldu. Gözleriyle etrafı taradı ve insanlardan arınmış bir köşe seçti. Bir banka oturup boş gözlerle etrafı incelemeye başladı. Deniz havası ona kendini daha iyi hissettirmişti ancak kafasındaki düşünceleri dağıtmaya, kalbini ferahlatmaya yetmemişti. Bu düşüncelerden hiçbir zaman kurtulamayacağını geçirdi içinden. Orada öyle ne kadar zaman geçirdiğini bilmiyordu. Fakat havanın kararması ve sokakların ıssızlaşmaya başlamasıyla epey vakit olduğunu farketti. Eve dönerken hissettiği tek şey hiçlikti...
Bugün ilk kez ninesinin son zamanlarını geçirdiği kasabaya gidecekti. Çok heyecanlıydı ve çok fazla şey merak ediyordu. Annesinden dinlediği hikayelerin gerçek olup olmadığını anlayabilecekti sonunda. Kasaba şehirden bi hayli uzaktaydı ve tam bi' cennetti. Orayı seveceğinden emindi. Yol boyunca arabanın penceresinden dışarıyı izledi. Şehirden yavaş yavaş uzaklaşmak ve o dönüşümü izlemek hoşuna gidiyordu. Beton yığınlarından yeşilliklere doğru... Bi kaç saat sonra kasabaya varmışlardı. Hemen etrafı keşfe çıktı. Biraz bahçede oyalandıktan sonra eve girdi. Esas merakını giderecek şeyleri içeride bulacağını biliyordu. Öyle de oldu. Her yer anılarla doluydu. Eski fotoğraflar, günlükler ve bir sürü mektup... Gözüne kestirdiği mektuplardan bi' kaç tanesini hızla inceledi. Sonra gözüne başka bi' mektup ilişti. Bu farklıydı. Çünkü bi muhatabı yoktu. Sanki alelacele yazılmıştı. Hemen okumaya koyuldu: "Lanet dünyaya ışığa yürümeden önceki son sözlerim; Birini sevdiğin zaman anlı...
Yorumlar
Yorum Gönder